
-Bir Mustafa KOÇ yazısı-
Futbola dair en sevdiğim işlerden biri olan takım kurmayı bu kez de lakaplar üzerinden yapacağım. Bakalım oyunlarının yanı sıra lakapları ile de ün salanlardan nasıl bir 11 ortaya çıkacak?
Oldum olası kadro kumayı çok sevmişimdir. Hangimiz yapmamıştır ki? Elimize bir kağıt kalem alıp şunu şuraya bunu buraya koysam diye kafa patlatmayanımız yoktur. Okul sıralarında hoca ders anlatırken sıra arkadaşıyla kadro yapmayan, “O buraya yazılır mı?” diye tartışmayanımız da yoktur. Menajerlik oyunları yokken ya da bizler daha o oyunlara ulaşamamışken kareli defterlerimize yaptığımız kadrolarla bu zevki tadardık.
Şimdi ise bu zamana kadar kurduğum en eğlenceli kadrolardan birini yapmaya çalışacağım. Oyununun yanı sıra taraftarın onları andığı lakaplarıyla da hafızalarımıza kazınan futbolculardan bir 11 kurmaya çalışacağım. Tabii buradaki ilk kriterim lakapların ilginç olması. Ancak bir iki efsaneyi de anmadan geçmeyeceğim tabii. Yoksa ülke ve dünya futboluna damgasını vuran nice oyuncular onlara cuk diye oturan ne lakaplar var ama seçici davranmak gerek. Ha birde önümüzdeki sezonla birlikte tarihe karışacak olan yabancı kuralını da es geçmeden bir 11 kuracağım. Yıllarca kısıtladı durdu bizi. Son bir kez daha yaadetmesek olmaz. Altı yerli beş yabancı oyuncu sahadaki yerini alacak.
Kaleci
Kaleciler değişik adamlardır. Herkes sürekli topla oynamak isterken, onlar üç direk arasına geçmeyi seçerek en başta zaten bu durumu gösteriyorlar zaten. E herkes oynuyor sen de kalede stresli bir şekilde sana karşı ataklar yapılmasını bekliyorsun. İnsan bir yerden sonra sıkılır tabii. Şimdilerde herkes Manuel Neuer’in Bayern’de ve Almanya Milli Takımı’nda neler yaptığını konuşuyor. Ancak çok daha öncelerde Rene Higuita vardı. “El Loco” yani “Deli” lakaplı oyuncu özellikle de örümcek vuruşu ile ünlüydü. 1995’te Wembley’de oynanan İngiltere-Kolombiya maçında yaptığı kurtarış o güne kadar futbol sahalarında görülmüş en ilginç anlardan biriydi. Kalede topu alıp çalımlar atarak rakip sahaya geçme çalışmaları, attığı goller saçları ve bıyığı. El Loco çağının en ilginç figürlerinden biriydi ve lakabı tam olarak üstüne oturmuştu.
Defans
Sağ beke Recep Çetin’i yazıyorum. Her ne kadar lakabı “Takoz” olsa da döneminin en önemli sağ beklerinden biriydi Çetin. Gordon Milne döneminde ligi domine eden “Kolej Takımı” Beşiktaş’ın değişilmez oyuncularındandı. Zaten o kadro öyle bir hale gelmişti ki taraflı tarafsız herkes kadroyu ezbere sayabilirdi. E Takoz Recep de kaleciden hemen sonra sağ beke yerleştirilirdi. Ancak şimdilerde Recep’i oyunu ya da istikrarı ile değil de attığı o meşhur golle hatırlıyor herkes. Hem de kendi kalesine attığı muhteşem golle. 1990-91 sezonunda deplasmanda oynanan Malmö maçında skor 2-2’yken gelen ortaya vurduğu muhteşem voleyi kendi kalesine göndermiş ve Beşiktaş’ın sahadan mağlup ayrılmasına neden olmuştu. Herkesin aklına da o an kazındı. Ancak hem o gole hem de Takoz lakabına rağmen ülke futbolunun yetiştirmiş olduğu en önemli sağ beklerden biriydi.
Stoperlerimizden biri Karadeniz’den. Cemil Usta, namı değer Dozer Cemil. Kariyeri boyunca sadece Trabzonspor’da forma giyen Dozer, Trabzonspor’un 1. Lig’e yükselmesi ile birlikte kaptanlığa getirildi ve ligde şampiyonluk yaşayan takıma saha içinde liderlik yaptı. Lakabı fiziği ve oyun stilinden aldı. Sert, taş gibi stoperdi. Dozer gibiydi ve hep bu şekilde anılmaya devam etti.
Diğer stoperimiz ise adadan. İngilizlerin zamanında sert savunmacılarıyla ün yaptığı dönemden. Öyle ki o dönem Bacak Isıran Norman (Norman Hunter), Tank Tommy (Tommy Smith) gibi lakaplar revaçtaydı. Benim kadroya yazdığım ise Chealse efsanelerinden Ron Harris. Onun lakabı da dönem trendinin paralelindeydi. Oynadığı dönem boyunca ona “Balta” denildi. E bunda da büyük haklılık payı vardı tabii ki. Dozer Cemil gibi o da gözünü daldan budaktan sakınmazdı. Rakipler için korkulu rüya olmayı başarmıştı hem de bir defans! oyuncusu olarak. Dozer Cemil’le birlikte muhteşem bir ikili olacaklarına da inancım tam. İki tane kaptan geriden takıma muhteşem liderlik yapabilirler.
Sol bekimiz bir İtalyan. Hem de yakışıklı bir İtalyan. Antonio Cabrini namı değer “Bell’Antonio” yani Güzel Antonio. Lakabı da bu yakışıklılığından geliyor. E İtalyan erkeklerinin namı meşhur. Takoz, Dozer ve Balta’dan sonra defans hattının karizmasına hafif bir güzellik katmak gerekir diye düşündüm. Bence güzel de oldu. Sonuçta futbol göze hitap eden bir oyun aynı zamanda. Cabrini birkaç takımda oynamış olsa da aslında bir Juventus efsanesi. Onun yakışıklılığının yanında sol bekte gösterdiği performansla ve oyun sitili ile İtalya’nın yetiştirmiş olduğu en önemli sol beklerden biri olarak görülür. Juventus’la kazandığı sayısız kupanın yanı sıra, 1982 Dünya Kupası’nda İtalya ile birlikte Dünya Kupası’nı kaldırma başarısı da elde etti.
Ortasaha
Sağ kanatta Bir Fenerbahçe efsanesi var. Mikro Mustafa. Boyunun kısa oluşundan, minyon tipinden dolayı Mikro diye anılan Mustafa Güven döneminin en önemli kanat oyuncularından biriydi. Lakabı üzerine öyle yapışmıştı ki, soyadını hatırlayan neredeyse yoktu. Halit Kıvanç’ın kitabında bahsettiği bir anısı bunu bize doğruluyor. Bir keresinde Fenerbahçe’nin Cenevre’de Nice ile oynayacağı maç öncesi, maçı organize eden Servette kulüp yetkilileri Fenerbahçe’yi takip eden gazetecilerden kadroyu yazmalarını ister. Halit Kıvanç’la beraber dönemin ünlü gazetecilerinden Necmi Tanyolaç, Sami Önemli ve Erol Kayalıoğlu herkesin ismini yazlar ancak Sıra Mikro Mustafa’ya gelince soyadı kimsenin aklına gelmez. İşte Mustafa Güven’in lakabı bu kadar üstüne yapışmıştı ve neredeyse kimse soyadını bile hatırlayamıyordu.
Sol kanat ise Tuğrul Şener’e ait. Beşiktaş’ın önemli isimlerinden olan Şener’in lakabı “Kör”dü. İki yaşında geçirdiği bir göz hastalığı nedeniyle bir gözünde görme kaybı olan Tuğrul Şener buna rağmen sol çizgide çok başarılı performanslar sergileyerek adını Beşiktaş efsaneleri arasına yazdırmayı bildi. O dönem Yalova’da yaşayan Tuğrul Şener, hastalığa yakalandığında ailesi Yalova’da doktor bulamamış. Bunun için İstanbul’a gelmişler ancak gözü kurtarmak için geç kalınmış. Ancak bu kayıp onun ne hayatını ne de futbolunu etkilemiş. “Küçük yaştan beri tek gözümü kullandığım için alışmıştım. Eksikliğini hiç yaşamadım.” diyerek kendi sözleriyle bu durumu anlatıyor.
Orta sahanın ortası ise iki efsaneye ait. Birincisi, oyuncu olarak değil ama teknik direktör olarak yolu ülkemize düşen biri. Bernd Schudter. Sarı Melek lakaplı Alman, harika bir tekniğe ve oyun sitiline sahipti. Bu oyun sitili, yakışıklılığı ve sarı saçları bu lakabın temel dayanaklarıydı. Barcelona’da oynadığı yıllar dönemin en önemli oyuncularından biriydi. Ta ki, Bilbao Kasabı Andoni Goikoetxea ile karşılaşana kadar. Bilbao ile oynanan bir maçta Goikoetxea’nın art arda yaptığı sert müdahalelerle dizinden ağır bir sakatlık geçirdi ve bir daha asla tam olarak iyileşemedi. O yünden sonra da kariyerinde yavaş yavaş düşüş başladı. Önce ezeli rakip Real Madrid’e sonra da Madrid’in ezeli rakibi Atletico Madrid’e gitti. Yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle de 24 yaşında şok bir karar alarak Milli Takıma gitmeyi reddetti. Ancak takımda yakışıklı ve mavi gözlü kontenjanından yer almasının yanı sıra sahanın zarafet simgesi olarak da girmesi kesinlikle gerekiyordu. Orta sahanın bir diğer efsanesi ise Di Stefano. Saeta rubia yani “Sarı Ok” lakaplı efsane, oyun sitili nedeniyle bu lakaba layık görülmüştü. Orta sahanın ortasını bu kadar tehlikeli yapmışken bir taraftan da takımın genel yakışıklılık oranını artırma hedefindeyim. Çünkü forvet hattım da birazcık çirkin olabilir. Arjantinli hücum oyuncusu, bir Real Madrid efsanesiydi. Arjantin Milli Takımı’nda çok az forma giydikten sonra İspanya vatandaşlığına geçti ve İspanya Milli Takımı’nda oynamaya başladı. Real Madrid ile sayısız kupa kazandı, gol krallıkları yaşadı ve adını efsaneler arasına yazdırdı. Sarı Ok’u çok fazla anlatmaya gerek yok. Kadroyu yazarken en az düşündüğüm efsanelerden biriydi.
Forvet
İlk forvetimiz Fethi Heper. Lakabı ise “Çengel”. Havadan gelen topları göğsü ile kontör edip önüne alma yeteneği dolayısıyla kendisine bu lakap uygun görülmüş. Efsane Eskişehirspor kadrosunun önemli parçalarından biri olan Heper, iki kez de gol krallığı sevinci yaşadı. Ayrıca kendisi okullu futbolculardandı. Eğitim hayatına da devam eden Fethi Heper, profesörlüğe kadar yükselmeyi başardı. Anadolu Üniversitesi Spor Meslek Yüksekokulu’nda müdür olarak da görev yaptı. Lakabının yanı sıra okullu kontenjanından kadromuza dahil olan Heper, leblebi gibi gol atmasıyla da ünlüydü. Hatta Metin Oktay’ın yerine Galatasaray’a alınması için uğraşıldı ancak Eskişehir’e söz verdiği için gitmeyi reddetti ve tüm kariyerini Eskişehirspor’da tamamladı.
Diğer Forvetimiz ise vefakâr bir Vefa’lı. Kariyerinin büyük bir kısmını geçirdiği Vefa’nın efsanelerinden biri olan Garbis İstanbulluoğlu’nun lakabı ise “Tenekeci”ydi. Ermeni asıllı bir İstanbullu olan Garbis’in babası tenekecilik yaptığı için semtte herkes onlara bu şekilde hitap ederdi. Bir süre sonra da Garbis’in de üzerine yapışan bu lakap onun da herkes tarafından bu şekilde anılmasına yol açtı. Futbol tarihimizin mütevazi yıldızlarından olan Tenekeci Garbis’i, kadromuzun tamamlayıcı forveti olarak Çengel Fethi’nin yanına hemen yazdım.
Böyle bir defansa, mükemmel bir orta sahaya ve leblebi gibi gol atan hücum hattına sahip bu takımın bileğinin bükülmesi zor. 4-4-2 şeklinde dizilmelerini hayal etmiştim ancak Sarı Ok’u tutmak ne mümkün, muhtemelen Mikro Mustafa’nın yerden ortalarına Tenekeci Garbis’ten önce o dokunacak. Dozer Cemil ve Balta Ron da çok canlar yakacağa benziyor.












