-Bir Batu ANADOLU yazısı-
56 yıl önce Münih’te gece yarısı yaşananlar anısına, Morrissey’den ve Cemal Süreya’dan Duncan Edwars’a tüm sanatçılar adına…
Okul müdürü onun için “11 yaşında bir çocuk var ve bir gün İngiltere adına forma giyecek” demiş. Belki de bilmediği nokta milli takımın futbolcusu olarak hayal ettiği bir çocuğun aynı zamanda futbol sanatını icra eden bir insan olabileceğiydi.
Bahsi geçen çocuğun ismi Duncan Edwards’tı. Derste yazdığı bir kompozisyonda ileride Wembley’de forma giymenin hayallerini kurduğunu söylemişti ve sadece birkaç yıl sonra bu fırsatı yakaladı. 14 yaşında İngiltere Genç Takımı formasıyla Galler’e karşı forma giyerken Wembley’i tecrübe etti. İngiltere’yi karış karış tarayan Manchester United takımı, onun methini duymuştu. Henüz on altısında kırmızılara imza atarken marangoz çıraklığının ucundan dönüp “Busby’nin Bebekleri”nden biri olarak futbol sahnesini sarsmaya hazırlanıyordu.
Sarstılar da… 1958’de düzenlenen Avrupa Kupası’nın çeyrek finalinde Kızılyıldız’ı elediklerinde rakibin teknik direktörü Milorad Pavić, Edwards için “gördüğüm en iyi futbolcu” tanımlamasını yapacaktı. Yaş ortalaması 21 olan takımın yıldızı, sahanın her bölgesinde oynayan bu genç sanatçıydı. Avrupa’ya burun kıvıran İngilizler, onun ellerinde yükselecek Dünya Kupası’nın hayallerini kurmaya başlamışlardı.
Sarstılar da… Zafer sonrası sıkışık maç takvimi nedeniyle hızlı bir şekilde İngiltere’ye dönmek isteyen takımın uçağı 6 Şubat 1958 günü Münih’te yakıt ikmali için durdu. Pisti ve kanatları kaplayan buz tabakası, uçağın sonsuza kadar tehir yapmasına neden olacaktı. İlk iki denemede kalkamayan uçak üçüncü denemede önce boş bir eve çarptı, sonrasında ise piste çakıldı. Ağaçlar yerine sahaları işleyen Edwards, yaralı çıktığı kazadan sonra yaşam savaşı verdi. Doktorlar bir daha futbol oynamasının mümkün olmadığını biliyorlardı ama o, bir sonraki hafta sahaya çıkabileceğini inanıyordu. Onu 15 gün hayatta tutan bu umut, 21 Şubat 1958 günü sona erdiğinde Manchester kenti, İngiltere’nin kalbi olmuştu. Edwards ile birlikte hayatını kaybeden yedi oyuncu kentin ve ülkenin sanatçılarının ölümünü simgeliyordu.
Kazadan bir yıl kadar sonra Steven Patrick Morrissey isimli bir çocuk dünyaya geldi. Anne ve babası İrlanda göçmeniydiler. Çocukluğunu Manchester’da geçirirken futbolla bir ilgisi olmamasına karşın United hikayesinin etkisi altında büyüdü. On iki yaşındayken aldığı Manchester United şapkası, bir gün yolda yürürken başka bir çocuk tarafından çalındı. O gün zalim dünyaya karşı intikam almaya karar verdi. Yalnız ve depresyonda geçen günlerinde en sevdiği şey olan müziğe sarıldı. Edwards’ın futbolla ilgili hayalleri gibi o da müzikle ilgili hayaller kurdu. Önce The Smiths ile, ardından solo kariyeriyle bunu başarmakla kalmadı; aynı onun gibi Wembley’de sahne aldı. Manchester’ın futbol elçisi, yerini müzik elçisine bıraktı.
Morrissey hiçbir zaman bir futbol fanatiği olmadı. Ama 2004’te yazdığı “Munich Air Disaster” şarkısı ile “Busby’nin Bebekleri”ni saygıyla andı. Tam da ona yakışır şekilde futbollarına değil, şehre olan aidiyetlerine ve gençliklerine vurgu yaparak. “Doğa Ana onların yataklarını hazırlarken, onlarla birlikte gitmek isterdim” sözlerinin içtenliği, Morrissey’in ve Edwards’ın sanatçılıklarının ortak ürünü olarak tarihe geçti.
Sahadaki sanatı özümseyen müzik sanatının bu örneği için Morrissey’in önünde saygıyla eğilirken; Cemal Süreya’nin dizelerini de anmak gerek diye düşünüyorum:
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…













