Toprak Saha – Aylık retro futbol e-mecmuası
  • Zat-ı Muhteremler
  • An-ı Şahaneler
  • Yad-ı Hafta
  • Fi Maçı
  • Kadim Takımlar
  • Cemiyet Haberleri
  • Malumat Saha
Fİ MAÇI

Üçüncü Fotoğraf

Ali Emre Mazlumoğlu · Şubat 2018

Joe Fagan’ın iki yıl süren Liverpool teknik direktörlüğü siyah ve beyaz kadar karşıt iki fotoğraf yaratmıştı. Ancak aynı zamanda onun futbol dünyasına verdiği ilham üçüncü bir fotoğrafın çekilmesine de vesile olacaktı.

Andrew Fagan, Mark Platt’le ortaklaşa yazacakları kitabın hazırlıkları için dedesinin günlüğünü açtığında, iki fotoğraf seçti. Bir yanda mutluluk, diğer yanda akılalmaz bir travma. Sonra bu ikisinin tam da dedesinin 2 yıllık, kısa sureli Liverpool teknik direktörlüğünün tamamını açıklayabilecek fotoğraflar olduğuna kanaat getirdi. Duygulandı. Sakince bilgisayarının başına geçti ve önce mutluluğu seçti.

İlk Fotoğraf

Günlükteki ilk fotoğrafı çıkardı karşısına. Dedesi, Şampiyon Kulüpler Kupası’yla tıpkı Oscar kazanan kişilerin Beverly Hills’te yaptığı gibi havuz başında poz veriyordu. Gözlerindeki mutluluğu gördü ve yazmaya başladı.

29 Mayıs 1984 gecesi, Liverpool’un en iyi iki oyuncusu yataklarında kıvranıp duruyorlardı. Asıl korkuları Roma taraftarının otel etrafında toplanıp, ses çıkararak kendilerini uyutmayacağıydı. Ancak tahminlerinde yanıldılar. Beklentilerinin aksine otelin etrafı çok sessizdi. Kendilerini uyutmayan sesin geldiği yer yan odaydı. Birileri yan odadaki radyonun sesini fazlasıyla açmıştı. Önce duvarı yumrukladılar. Fayda etmedi. Daha sonra resepsiyonu arayıp şikâyet ettiler ve sesin kapanmasını beklediler. Eğer devam ederse son çare olarak da yan odaya gitmeyi düşündüler. Neyse ki telefon ettikten birkaç dakika sonra gerçekten de ses kesildi ve ikili ertesi gün oynayacakları Şampiyon Kulüpler Kupası finali öncesi uyuyabildiler. Sabah olduğunda anlayacaklardı ki yan odada kalan teknik direktör Joe Fagan’dı.

Aslında Fagan sakin, yumuşak başlı bir insandı. Hatta bu tavrı nedeniyle, Liverpool’a 14 kupa kazandırmış Bob Paisley’den sonra göreve gelişi, büyük bir takıma liderlik edip edemeyeceği sorularına neden olmuştu. Ancak o böylesi anlarda gariplikler yapmayı da seviyordu. Yarı finalde Dinomo Bükreş’i elediklerinde, oyuncular doyasıya kutlama yaparken bir anda soyunma odasına dalıp “Herkes sussun ve otursun!” diye bağırmıştı. Futbolcular duruma anlam veremeyen bakışlarla birbirlerine bakarken, Fagan yakındaki bir masanın üzerine sıçramış ve oyuncularına dikkatle bakmıştı. İşler giderek daha da garip bir hâl almak üzereydi ki “Sizi gidi güzeller sizi” diye bağırıp dans etmeye başlamıştı. Ardından soyunma odasında uzun süre kutlama havası devam etmişti.

Gece yüksek sesle radyo dinleyen Fagan maç günü beraber yenilen yemeğin hemen ardından garsonlardan dışarı çıkmalarını rica etti. Ardından son derece sade olan konuşmasını yaptı: “Roma iyi bir takım ama siz daha iyisiniz.”

Fagan’da hiç Roma’da Stadio Olimpico’da Falco’lu, Conti’li, Pruzzo’lu ev sahibi takım Roma’ya karşı final oynayacakmış gibi bir hava yoktu. Soyunma odasından çıkmadan önce de sıradan şeyler söyledi. Ancak Liverpoollu futbolcular gayri resmi marşları haline gelen Chris Rea’nın “I Don’t Know What It Is (But I Love It) şarkısını söyletip tünele geldiklerinde Roma teknik direktörü ve oyunculuk döneminde Serie A’da efsane haline gelen Nils Liedholm, ne kadar inanmış bir takıma karşı oynayacaklarının farkına vardı. Hatta daha sonra bir röportajda “Sesleri soyunma odasında duyan oyuncularım, şaşkına dönmüştü.” diye anlatacaktı durumu. Kırmızılar daha önce hiç yapılmamış bir şeyi başarmak için sahaya çıkıyorlardı. Eğer bu 90 dakikanın kazananı olursalar, Hem lig şampiyonluğunu kazanan, hem Lig Kupası’nı hem de Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kaldıran ilk İngiliz takımı olarak tarihe geçeceklerdi. İşte bu hedef onları daha maç başlamadan galibiyet havasına sokmuştu. Ancak bu tarihi dönemecin eşiğine gelmek hiç de kolay olmamıştı.

Joe Fagan, o zaman teknik direktör olarak çalışan Phil Taylor’ın teklifiyle Liverpool kulüp binasından içeri girdiğinde takvim yapraklarında 1958 yılı koparılıyordu. Bu şehirde doğmasına rağmen, kırmızı formayı hiç giymemişti. Her ne kadar Bill Shankly bir keresinde ona “İyi bir oyuncu olmak zorundaydın, çünkü seni transfer etmek istemiştim” dese de pek iyi bir oyuncu sayılmazdı.

Fagan tekrar Liverpool’a döndüğünde takım 2. ligde yer alıyordu. Daha sonra devrim olarak nitelendirilecek Bill Shankly, Bob Paisley döneminin en önemli aktörlerinden biri oldu. Aslına bakılırsa bu devrim, “boot room” adı verilen kulüp binasında kramponların asılı olduğu küçük bir odada başlamıştı. Shankly zamanla orayı antrenörlerin bir araya geldiği, takımlarını ve ligi analiz edip saatlerce sohbet ettiği bir yer haline getirmişti. Liverpool efsanelerinden Roy Evans’ın sonradan anlatacağı üzere Bill Shankly, Bob Paisley, Reuben Bennett, Tom Saunders, Joe Fagan ve Ronnie Moran bu toplantıların daimi üyeleriydi. Ama bunların arasında herkesi ve her şeyi birbirine bağlayan ve kulüp içinde adeta bir tutkal görevi gören kişi, boot room’u da ilk kuran Joe Fagan’dı.

Boot room öncesi İngiliz kulüplerinin Avrupa’da hatırı sayılır bir başarısı yoktu ancak 1977’de yine Roma Olimpiyat Stadı’nda oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası finaliyle işler değişti. Liverpool o gün Borussia Mönchengladbach’ı 3-1 devirerek Avrupa’nın en büyüğü oldu. Bill Shankly’nin büyük çabalarla yeniden yapılandırdıığı Liverpool, halefi Bob Paisley tarafından zirveye taşınmıştı.

Paisley döneminde Liverpool, 9 sezonda tam 14 kupa kazanarak inanılmaz bir başarı elde etmişti. Bu başarıların tamamında ise Fagan, yedek kulübesinde ona en yakında olan kişiydi. Paisley, 1982-83 sezonu sonunda teknik direktörlüğü bıraktı. Böylece Bill Shankly’den bile 18 ay önce 1958’de takıma antrenör olarak katılan, alt yapılarda ve en son da asistan olarak görev yapan Fagan, yıllar sonra torunu Andrew’un da yazacağı gibi pek istemese de resmi olarak 1 Temmuz 1983’de Liverpool kulübünün yeni menajeri oldu. Aslında Paisley, Shankly’nin aksine şok bir ayrılık yapmamış ta Aralık ayında kulüp yetkililerini bilgilendirmişti. Fagan, uzatmalı biçimde göreve geldiğinde takım ligde son 4 yılda 3 kez şampiyonluk yaşamış, son yedi Avrupa Kupası’nın da üçüne sahip olmuştu. Yani üzerine aldığı sorumluluğun yükü, belki de futbol tarihinde başka bir teknik direktörün sırtlayamayacağı kadar ağırdı.

Aslına bakılırsa kulübün de planı Phil Neal ya da Kenny Dalglish gibi deneyimli oyunculardan birini bu göreve getirmekti. Fagan kısa zamanlı olarak düşünülmüştü. Ama o gün alınan o karar kulüp tarihinin en iyi sezonuna açılan pencerenin aralanmasını sağlayacaktı.

Fagan, günlük tutmayı seviyordu. Bu alışkanlığı belki de İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yaptığı deniz kuvvetlerinde edinmişti. Liverpool teknik direktörü olarak yöneteceği ilk antrenmana gitmek için kulübe geldiği ilk tarih olan 1958 yılında aldığı ve ölene kadar da hiç değiştirmeyeceği evinden çıkıp tesislerin yolunu tuttu. Avrupa’nın en iyi takımını çalıştırıyor olmasına rağmen rutinini korudu. Yoldan geçenler her zamanki gibi onu tanıyıp ufak bir baş hareketiyle selamladı. O da kibarca karşılık verdi. Her sabah uğradığı dükkandan gazetesini aldı. Kulübe geldiğinde morali bozuldu. Günlüğüne o dakikaları şöyle yazdı: “9.15’ten beri buradayım. Şu an saat 10.15, kimsenin geleceğine dair hiçbir işaret yok. Bir de bugün gömlek giyip kravat taktım. Bunlar pek bana uygun şeyler değil.”

İlk antrenman günü pek neşeli geçmese de, sezon hayal ettiklerinden de fazlasını getirdi. Sezonun ilk kupası adeta önceden kurulan bir hayalin gerçekleşmesi gibiydi. Liverpool o dönemki adı Milk Cup olan Lig Kupası’nda Merseyside derbisinde, Everton’a rakip oldu. Ezeli rekabet, maç berabere bitince tekrara gitti. İşin ilginç olanı ise Merseyside’ın kırmızı tarafının finale gelene kadar hiçbir turu tek maçta geçememesiydi. Maine Road’daki tekrar maçında Graeme Souness’in volesi kupanın sahibi belirledi. Böylece ilk kupasını kazanan Fagan 1950’lerle takımı çalıştıran Phil Taylor’dan beri ilk kez kupa alamayan teknik direktör olma korkusunu aşmış oldu.

Lig Kupası’nın ardından Nott County deplasmanından beraberlikle dönülünce de lig şampiyonluğu geldi. Arsenal’dan sonra ilk kez bir takım art arda 3 kez lig şampiyonu oluyordu. Fagan kutlamayı ise yine kendine özgü yaptı: Herkes çıktıktan sonra elinde fırçayla soyunma odasını temizleyerek. O anlarda kendisine anlam veremeyenlere de hep aynı cevabı verdi: “Bulduğumuz gibi bırakmalıyız.”

Artık yerelde duble yapan Liverpool, Avrupa’nın en büyük kupası için de hazırdı. Takım hazırlıklarını gazetecileri şaşkına çevirecek şekilde İsrail’de tatil yaparak tamamlayan İngiliz ekibi, finalde turnuva boyunca kendi evinde kalesinde gol dahi görmeyen Roma’yla oynayacaklarının farkındaydı. Ama İngiltere’de kazanılan iki kupa takımı bir ölçüde rahatlatmış ve üçüncü bir kupayla Liverpool tarihinin en iyisi olma hedefiyle yeni bir motivasyon yaratmıştı.

Tünelde söyledikleri şarkının bitmesinin ardından sahaya çıkan futbolcular, tam da bekledikleri gibi karşılarında zorlu bir Roma buldular. Liverpool’dan Neal’in golüne Pruzzo cevap verince normal süre 1-1 berabere bitti. Uzatmalarda da gol sesi çıkmayınca kupanın sahibini belirleyecek olan penaltılara geçildi. Liverpool’un beşinci penaltısını gole çeviren aslında çok ama çok kötü bir penaltıcı olan Kennedy, Shankly ve Paisley dönemlerinde bile başarılamamış olanı gerçekleştirdi: Liverpool tarihi boyunca ilk kez içinde Avrupa kupası da olan üç kupayı birden kazandığı bir sezonu kapattı. Yıllar sonra Alex Ferguson’ın erişebileceği bu muazzam başarının ardından Fagan günlüğüne sadece şunları yazdı: “Alan Kennedy, hayatında yaptığı en iyi penalty vuruşuyla bizi şampiyon yaptı. Sonuç olarak, Ronnie Moran, Roy Evans ve geri kalan herkesi muhteşem formlarından dolayı kutluyorum. Tebrikler beyler. J.F.F”

İkinci Fotoğraf

Andrew Fagan, ilk sezonun hikâyesini bitirdiğinde, diğer fotoğrafı aldı eline. O sırada içi hüzünle titremiş olmalı. Fotoğrafa baktı. Bir yıl sonra Liverpool kafilesi yine Şampiyon Kulüpler Kupası finalinden ülkeye dönüyordu. Uçak kapısı açıktı. Fotoğrafta Fagan’ın sinir krizi geçirip ağlıyordu. Bir önceki sezonunkine adeta tamamen karşıt olan bu fotoğrafın da öyküsünü yazmaya başladı.

Fagan o dakikalarda başını Evans’ın omzuna yaslamıştı. Belki de hayatında ilk kez kaldıramadığı bir yükü taşır gibiydi. Yıkılmıştı. Bir gün önce gördüklerini bir türlü hazmedemiyordu. O anın travmasını ağlayarak üzerinden atmaya çalışıyordu. Torununun kitapta yazdığı gibi Fagan, dünya tarihinin en yıkıcı savaşında görev yapmıştı. O nedenle savaşla oyun arasındaki farkı biliyordu. Ve o gün gördükleri kesinlikle bu oyuna ait şeyler değildi.

Fagan’ın Liverpool’daki ikinci sezonu, bir önceki yıl başardıkları muazzam işlere rağmen iyi başlamadı. Takımın en iyi oyuncularından olan Souness, o zamanlar cazibesi çok daha fazla olan İtalya Ligi’ne, Sampdoria’ya transfer oldu. Diğer yandan Napoli, Maradona’yı almadan önce aslında Ian Rush’a teklif götürmüş ama yönetim onun da ayrılmasına izin vermeyince Rush eski formunu göstermez olmuştu. Sezon başında Charity Shield maçında bu kez Everton’a yenildiler. İşler ligde de hiç iyi gitmedi. Sezona çok kötü başladılar, daha sonra Dalglish’in form tutmasıyla biraz olsun toparlasalar da Nisan ayına gelindiğinde kendilerini beşinci sırada, zirvenin 12 puan gerisinde buldular. FA Cup yarı finalinde Manchester United’a kaybederek kupadan elendiler.

Bir önceki sezonun aksine yerel ligde gelen başarısızlıklar takımı kırılgan hâle getirmişti fakat asıl büyük sorun taraftar sayısındaki düşüştü. Anfield çok nadiren doluyordu. Ancak ilk anda akla gelen gibi bunun dolaysız sebebi takımın kötü gidişi değil ülke ekonomisini ve sosyal yapısını alt üst eden siyasi dönüşümdü. Margaret Thatcher yönetimi ülkeyi “toplum yoktur” sloganıyla baştan aşağı dönüştürüp çalışan sınıflar aleyhine adımlar atıyordu. Öyle ki bir önceki sene bir yandan kazanılan Avrupa kupası coşkusu şehri sarmışken diğer yandan ülkede polisin, madencilere karşı zorbaca tavrı yankılanıyordu. Liverpool şehri ise, ülke çapında inanılmaz ilgi gören tabloid gazetelerin öncüsü The Sun’ın bile en az satıldığı şehir olarak, bu politikalara en çok direnen yerlerden biriydi. O nedenle hükümet tarafından da ödetilen bedel ağır olmuştu. Bill Shankly’nin göreve geldiğindeki sosyal ortam hızla değişiyordu. Jonathan Wilson, “Liverpool FC: 10 maçta efsanenin anatomisi” kitabında David Goldblatt’tan alıntı yaparak o geçişi şöyle aktarıyor:

“Bill Shankly’nin ilk takımı işçi sınıfı öz güveninin yükseldiği tam istihdam ve sosyal akışkanlık döneminde ortaya çıkmıştı. Arkasında bıraktığı takımsa şehircilikteki çöküşün, endüstrideki gerilemenin, kitlesel işsizliğin ve 1981’deki Toxteth isyanı gibi geniş çaplı kargaşaların ortasında yeşerdi.”

Değişim her ne kadar şehri sarsa da Paisley ve Fagan bu buhranda takımı başarılı kılmaya devam etti. Ancak sosyal yapının değişimi, giderek artan işsizlik, güvencesizlik, çaresizlik ve onun sonuçlarından biri olan taraftar profilinin iyice hırçınlaşması Liverpool’nun Avrupa’daki üstünlüğüne saha dışı nedenlerle son verecekti.

İngiltere’de umduğunu bulamayan Liverpool’un elinde bir Şampiyon Kulüpler Kupası ihtimali kalmıştı. Orada yine finale çıkmayı başardılar. Rakip, İtalya’da daha  zor günler geçiren Michel Platini, Zbigniew Boniek ve Paolo Rossi’li Juventus’tu. Final Brüksel’de Heysel Stadyumu’nda oynanacaktı. Aslında burası açıklanır açıklanmaz iki kulübünde yöneticileri şüphelerini dile getirmişti. Stat çok eskiydi, bu nedenle güvenlik önlemi almak çok zordu. İki kulübün taraftarlarını sıradan bir kümes teli ayıracaktı. Asıl büyük tehlike ise kapasiteden fazla biletin satılmasıydı. Bunun büyük bir felakete sahne olabileceğini düşünen Spor Bakanı Neil Macfarlane UEFA’ya teleks çekip çekincelerinden bahsetmişti ama adeta ölü taklidi yapan karşı taraftan hiçbir cevap gelmedi.

29 Mayıs 1985 tarihinde ne olacağı daha önceden kestirilen ancak hiçbir müdahale olmaksızın gerçekleşmesi beklenen futbol tarihinin en korkunç felaketi yaşandı. Z tribünü bir anda karıştı. Stadın duvarlarından biri çöktü, panikle kaçmaya çalışan taraftarlar ter örgülere sıkıştı ve 39’u korkunç bir şekilde can verdi.

Z tribününün hemen altında ise Liverpoollu oyuncuların soyunma odası vardı. Gelen sesler sebebiyle olayların çıktığını anladılar. İçeriye yarım yamalak bilgiler geliyor, ölü haberleri alıyorlar ancak bir türlü tam olarak ne olduğunu öğrenemiyorlardı. Fagan oyuncularını soyunma odasından çıkarmadı. Zaten oyuncuların hiçbiri de taraftarlar can verirken çıkıp oynamayı düşünmüyordu. O gün odada bulunan Liverpool’un defans oyuncusu Mark Lawrenson daha sonra The Telegraph’a verdiği röportajda o anki duygularını şöyle ifade edecekti: “Hiç bir oyuncu yaşanan olaylardan sonra o sahada futbol oynanabileceğini düşünmüyordu. İnsanlar mı ölüyor? İçlerinden gençler de mi var? Hiçbir şekilde futbol oynayamam!”

Olaylar devam ederken, Fagan koyu renkli ceketini çıkardı. 13 numaralı Liverpool formasıyla, olayların olduğu tribüne doğru gidip taraftarları yatıştırmayı amaçladı ama öyle büyük bir kargaşa vardı ki bu çabası hiçbir sonuç vermedi. Soyunma odasına geri döndüğünde ağlıyordu.

Futbolcuların soyunma odasındaki bekleyişi devam ederken, içeriye Brüksel Polis Şefi geldi. Keskin bir sesle açıklamasını yaptı: “Bakın, oynamanız için ısrar ediyorum.” Futbolculardan biri sordu: “Eğer insanlar ölüyorsa maç yapmanın ne mantığı var?” Polis şefi cevapladı: “Juventus’la konuştum. Ve eğer sahaya çıkmazlarsa çok daha kötü şeylerin yaşanabileceğini söyledim.”

UEFA’dan gelen talimat kesindi. Maç oynanacaktı. Yapılan görüşmelerin ardından iki takımın oyuncuları da yeşil sahaya çıktı. Lawrenson yine aynı röportajda gördüklerini şöyle anlatacaktı: “Sahanın dışında yerde yatan bedenler vardı. Üzerlerine kocaman bayraklar örtülmüştü. Ama o an stada bir helikopter yaklaştı ve onun türbülansıyla bayrak havalandı. Korkunç bir görüntüydü. Bedenleri koyabilecekleri bir çözüm bile geliştirememişlerdi. Polisin herhangi bir felaket durumu için planı yok gibi gözüküyordu.”

Böyle başlayan ve final maçını Juventus, Platini’nin attığı penaltı golüyle kazandı. Maç sonu kupa Fagan’ın umrunda değildi. Basın mensuplarına şu konuşmayı yaptı: “Trajik, gerçekten dehşet verici. Kendimi kaybedip ağladım. Taraftarların bir parçası olduğumu ve Liverpool’daki, futbol dünyasındaki herkesi hayal kırıklığına uğrattığımı hissettim. Oyun bu hâle gelmemeli. Bu kadar kişi ölmüşken bir futbol maçı nedir ki?” Fagan aynı basın toplantısında bunun son maçı olduğunu da açıkladı. Ancak çoğu kişinin bildiğinin aksine bu karar çok daha önce alınmıştı. Fagan bir süre önce sezon sonu takımdan ayrılmak istediğini açıklamıştı. Bu olay ise bu fikrinden asla vazgeçmemesine neden olmuştu.

Üçüncü Fotoğraf

Heysel faciası aslında sadece Fagan’ın Liverpool kariyerinin sonu değil, Liverpool’un kendisini Avrupa’nın zirvesine çıkaran ve yaklaşık 10 yıl boyunca orada tutan yürüyüşünün de sonu oldu. “Boot Room” devrimi, tarihin en büyük futbol felaketlerinden biriyle son buldu.

Joe Fagan 2001 yılında hayatını kaybetti. Torununun yazdığı gibi o olaylardan pek söz etmedi, hep içinde taşıdı. Onun Liverpool teknik direktörlüğü kariyerini bu iki, tamamıyla birbirine karşıt olan fotoğraf anlatmaya yetti. Ancak, onun bütün şehre verdiği ilham sayesinde, cenazesinde bambaşka bir üçüncü fotoğraf daha çekilecekti: Merseyside’ın tıpkı o fotoğraflar gibi birbirine karşıt iki tarafının, binlerce Mavili ve Kırmızılının, muazzam bir uyumla omuz omuza Fagan’ı son yolculuğuna uğurladığı, o fotoğraf. Joe Fagan, öldüğünde bile tıpkı boot room’da yaptığına benzer bir şekilde herkesi bir tutkal gibi birbirine bağlamıştı.

PaylaşShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePin on Pinterest0Share on Tumblr0Print this page
Share Tweet
aliemre@topraksaha.ne'

Ali Emre Mazlumoğlu

Eski Sayılardan

  • Fİ MAÇI

    Ev Sahipleri

    Mayıs 2020
  • Fİ MAÇI

    Beyazıyla Siyahıyla Bir Maçın Öyküsü

    Haziran 2019
  • Fİ MAÇI

    Kar Golleri Kesti

    Haziran 2019

REKLAM

REKLAM

ESKİ SAYILAR

TAKVİM-İ MAZİ

TAKVİM-İ MAZİ

@topraksaha_net

  • Şuan için bu twitter hesabının RSS beslemesi yüklenemez durumda.

Twitter'da @topraksaha_net Takip Et.

  • Anasayfa
  • İletişim

Toprak Saha © 2017. Tüm Hakları Saklıdır.