Toprak Saha – Aylık retro futbol e-mecmuası
  • Zat-ı Muhteremler
  • An-ı Şahaneler
  • Yad-ı Hafta
  • Fi Maçı
  • Kadim Takımlar
  • Cemiyet Haberleri
  • Malumat Saha
YAD-I HAFTA

Mazide Stadyum Turu!

İlhan Özgen · Mart 2015

Zaman Makineli Stadyum Turu LOGOLU

Tam anlamıyla bir futbol delisisiniz ve zaman makinesinin icat olduğunu duyduğunuz. İlk planınız ne olurdu? Ben size yardımcı olmaya çalışayım…

Büyüklerimizi bilmem ama bizim kuşağın belki de en büyük hayalidir zaman makinesi… Marty McFly ve Doktor Emmet sağ olsun, 90’lı yılların çocuklarının aklına karpuz kabuğunu sokmuştur. Herkesin dönmek istediği ya da ileriki yıllara ışınlanmak istediği olaylar farklıdır ama biz futbolseverlerin listesinde muhakkak unutulmaz bir futbol anı olacaktır. Hazır konumuz eski stadyumlar iken, ben de naçizane bu listeyi kabartmanız için size yardımcı olacağım ve artık olmayan futbol mabetlerinde oynanan unutulmaz maçlar tavsiyesinde bulunacağım. Malum-u âliniz teknoloji, fırtına açıklar misali son sürat ilerliyor, İsviçreli bilim insanlarının zaman makinesini bulması an meselesi olabilir!

Estadio Racing Club: İlk durağımız Arjantin. 20. yüzyılın başına gidiyoruz. Makineyi ilk kez kullanacağımız için biraz dikkatli olmak gerekir. Maazallah 100 yıl evvelden buralara dönmek zor! Konuğu olduğumuz stadyum, Buenos Aires eyaletinin Avellaneda şehrinde bulunan 30 bin kişilik Estadio Racing Club. 1904’te inşa edilen futbol sahnesi, şehrin önemli takımı Racing Club’a ev sahipliği yapmış. 1 Aralık 1947’deki Racing – Rosario Central maçı ile misyonunu tamamlayan stat, bayrağı Estadio Juan Domingo Perón’a bırakmış ve tarih sayfalarının arasına gizlenmiş.

Racing Club’ın evi olan stadyum, mavi-beyazlıların maçları haricinde de mühim tarihi vakalara meydan olmuş. Bunların ilki, sizleri de zaman yolculuğu ile götürmek istediğim “Superclásico”nun ilk maçı… Boca Juniors ile River Plate, 24 Ağustos 1913’te ilk kez bu stadyumda karşı karşıya gelmiş. Karşılaşmayı, River 2-1 kazanmış ama mühim olan sonuç değil tabii ki. Hala La Bombonera ya da Estadio Monumental’de bir ” Superclásico” izleyemediyseniz, zaman makinesi bulursanız eğer bu tarih zihninizin bir yerinde dursun…

Kadim futbol mabedimizde husule gelen bir diğer hadise de, 1916 yılında düzenlenen ve ileride “Copa America” adını alacak olan Güney Amerika Şampiyonası. İlk kez düzenlenen şampiyonanın bir maçı mezkûr stadyumumuzda oynanmış. “Bir maç nedir yahu!” demeyin sakın ola… Lig usulü oynanan turnuvanın, şampiyonu belirleyen maçı: 17 Temmuz 1916 tarihli Arjantin – Uruguay mücadelesi. Seçim size kalmış. Benden söylemesi…

SONY DSC

Stadio Giorgio Ascarelli: Bir sonraki turumuz, 30’ların İtalya’sına olacak. Güney İtalya’nın pek de vaat edilmemiş topraklarına, Napoli’ye gidiyoruz… Napoli’nin şimdilerdeki 60 bin kişilik, rakibi boğan San Paolo’sunun yerine, o zamanlarda daha mütevazı ama zamanına göre ‘özel yapım’ stadyumu Stadio Giorgio Ascarelli’deyiz. Napoli’nin ilk başkanı Giorgio Ascarelli vasıtasıyla Amedeo D’Albora’ya tasarlatılan stadyumun tamamlandığı 1929’daki ilk ismi “Stadium Vesuvius”dur. Fakat Başkan Ascarelli’nin 1930’daki vefatından sonra merhumun adı ile anılmaya başlar. Şehir merkezine yakın olan 20 bin kişilik top sahasının ilk maçı, 16 Şubat 1930’da Napoli ile Triestina arasında oynanır.

Gelelim karşılaşma tavsiyesine… 1934 Dünya Kupası’nda iki maça ev sahipliği yapan statta, 27 Mayıs tarihli Macaristan – Mısır maçına gidebilirsiniz. Bir Afrika takımının ilk Dünya Kupası tecrübesine de yakından tanıklık etmiş olursunuz hem! “Ben almayayım” diyeniniz varsa eğer turnuvanın üçüncülük maçı da hem sportif hem de politik olarak anlamlı bir mücadele: Almanya –Avusturya! Bu arada Napoli’ye vardığınızda top sahasını bulmakta zorluk çekenleri uyarayım, Giorgio Ascarelli olan isim, kupa öncesinde “Stadio Partenopeo” olarak değiştirilmiştir.

Dünya Kupası sonrası görürüm diyorsanız sizin bileceğiniz iş. Özellikle kadın futbolseverler için farklı bir tecrübe olacaktır hatta bu erteleme. Nitekim 1937’deki bir uygulama ile kadın seyircilerin bedava maç izlemesi karalaştırılmış bu stadyumda. Ama siz siz olun bu keyfe ve İtalya’nın güzelliklerine fazla kendinizi kaptırmadan makinenize atlayın ve günümüze dönmeye çalışın. İkinci Dünya Savaşı kapıda ve sahamız da 1942 yılında bombardımanlardan dolayı yerle bir olacak. Bilginize!

Heysel: Durun, hemen yüzünüzü buruşturmayın! Şanı kötü olabilir, futbol tarihinin en büyük utançlarından biri bu stadyumda yaşanmış olabilir ama bunda futbol mabedimizin suçu ne! Garibimin ismi bile ‘o’ olayı anımsatmasın diye değişti. Oysa “Heysel” adını taşırken sekiz Avrupa Kupası finaline ev sahipliği yapmıştı. Biliyor musunuz ilk açıldığında adı Heysel değildi. Belçika’nın kuruluşunun 100. yılı vesilesiyle “Jubilee Stadium” olarak hizmet vermeye başlamıştı. Belçika’nın Fransız kesimi ise “Stade du Centenaire” yani “Asırlık Stadyum” diyordu zat-ı alilerine. 1946 yılında Heysel adını aldı ve yenilendiği 1995’e kadar bu isimle sahne oldu büyük etkinliklere. Şimdilerde ise “King Baudouin Stadium” olarak hayatına devam ediyor.

“Kısa kes de maç söyle!” dediğinizi duyar gibiyim. 1985 Mayıs’ındaki o faciada yer almayın da istediğiniz büyük finale gidin derim. Ama illa ki bir tavsiye istiyorsanız, 28 Mayıs 1958’deki Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’nde mutlaka yerinizi alın derim. Hem 66 bin kişilik rekor katılıma tanıklık etmiş olursunuz, hem de Gento’lu, Di Stefano’lu Real Madrid ile Schiaffino’lu, Liedholm’lü Milan’ın futbol gösterisini izlersiniz.

Ayresome Park: Şimdi yolumuzu, klasik ve biz romantik futbolsverlerin pek bir hoşuna giden mahalle stadı Ayresome Park’a düşürmeye çalışacağız. İngiltere’nin kuzeydoğusunda yer alan Middlesborough şehrindeki bu stadyum, 1903 ile 1995 arası Middlesborough takımına ve kriket maçlarına ev sahipliği yapmış. 26 bin kişilik bu semt sahası, tam anlamıyla bir mabet olmasa da İngilizlerin o klas ‘kutu gibi’ stadyumlarının iyi bir temsilcisi.

4- Ayresome_Park_in_1991_-_geograph.org.uk_-_2796728

Makinemize atlıyoruz ve 1966 Dünya Kupası’na da ev sahipliği yapan Ayresome Park’taki Kuzey Kore – İtalya maçına gidiyoruz. 19 Temmuz 1966 tarihli maçta yok yok! Facchetti’li Mazzola’lı, Rivera’lı İtalya, profesyonel olmayan oyuculardan kurulu Kuzey Kore karşısında kupa tarihinin en büyük şoklarından birini yaşayıp eleniyor. Golü atan diş hekimi Doo-Ik Pak’a dikkat edin ve o tarihi anı kaçırmayın!

Rheinstadion: 70’li yılların zamanı geldi de geçiyor! Ren Nehri yakınlarına götür bizi Doktor Emmet! Alman ekibi Fortuna Düseldorf’un 2002 yılına kadar yuvası olan Rheinstadion’dayız. Her ne kadar 1925’te Düseldorf’ta inşa edilse de Borussia Mönchengladbach takımının tarihinde de önemli yere sahip bir stadyum burası. Mönchengladbach’ın sahası Bökelbergstadion’da 70’li yılların sonuna tekabül eden yenileme çalışmaları nedeniyle, Gladbach takımı, iç saha maçlarını burada oynamış. Dinamo Kiev’i eleyerek adlarını finale yazdırdıkları 1977 tarihli mücadeleden, Dortmund’u 12-0 yendikleri maça kadar bu sahada unutulmaz maçlar çıkarmışlar. Ama benim size tavsiyem, 23 Haziran 1973’teki Almanya Kupası Finali olacak.

Borussia Mönchengladbach ile Köln’ü karşı karşıya getiren finalde, oyuna damgasını vuran isim 90 dakikalık normal sürede kenarda oturan Günter Netzer olacaktır. Nasıl olur demeyin de hikayeye odaklanın… Real Madrid ile anlaşmaya varan süper 10 numara Günter Netzer, Gladbach ile son maçına çıkacaktır. Lakin sert hoca Hennes Weisweiler, takımın onsuz da oynayabileceğini kanıtlamak için Netzer’i yedek soyundurur. İlk yarı işler Weisweiler’in istediği gibi gitmez ve kurt hoca, Netzer’i oyuna almak ister. Bu sefer de Netzer tepkilidir ve oyuna girmeyi reddeder. Nitekim 90 dakika 1-1 sona erer. Alman futbolunun alemci çocuğu Netzer, kararını vermiştir. Takım arkadaşı Kulik ile konuşur ve hocasına dönerek şöyle der: “Şimdi oynayacağım!”. “Benim bedenim benim kararım” diyerek kendi kendini oyuna sokan Günter Netzer, uzatmaların başlamasının ardından meşin yuvarlak ile ikinci vuslatını gerçekleştirdiğinde, futbol tarihine bir kez daha şık bir imza konduracaktır: Gol!

St. Jakob: 1973’ten ve Almanya’dan çok uzaklaşmıyoruz. Komşu İsviçre’ye davetlisiniz! Sıradaki stadyumumuz, 1954 ile 1998 arasında Basel Kulübü’ne hizmet veren bir emektar: St. Jakob. Aslında Basel’e gösterdiği misafirperverliği, Dünya Kupası ve Kupa Galipleri Kupası finallerine de göstermiş St. Jakob. 1954 Dünya Kupası’nda altı maç oynanmış burada, dört adet de Kupa Galipleri Kupası finali… Aslında şu anda da ismi St. Jakob-Park olsa da aynı arsada hizmete devam ediyor.

Burada görülmesini tavsiye ettiği müsabakadan çok bir takım var: Lobanovski’nin Dinamo Kiev’i! 14 Mayıs 1975’teki Kupa Galipleri Kupası Finali’nde bu sahada arz-ı endam eden Blokhin’li, Buryak’lı, Kolotov’lu takım, S.S.C.B’ye Avrupa Kupası ile giden ilk takım unvanını da burada elde etmişti. Ferençvaros ile oynadıkları finali izlerken sakın ha “Nasıl final bu böyle!” demeyin. Nitekim Avrupa Kupaları tarihinin en dominant finallerinden birisine şahit olacaksınız. Eğer 70’ler çok eski gelmiyor ya da ben o maçı izledim diyorsanız, 1954 Dünya Kupası’ndan 8-3’lük Macaristan – F.Almanya maçıyla Herberger’in tilkiliğine de tanıklık edebilirsiniz bu sahada. İsterseniz de Ağustos 1987’deki Madonna konseriyle futbola bir ara verebilirsiniz.

Estadi de Sarrià: Geldik benim listemin ilk sırasına! Listeyi, geçmişten günümüze doğru değil de kendi keyfime göre yazsaydım ilk sırada olurdu Katalonya sınırları dâhilindeki Estadi de Sarrià. 18 Şubat 1923’te açılan stadyum, ait olduğu kulüp olan Espanyol’u epey bir külfet altına sokmuş aslında mali açıdan. Matías Colmenares’in mimarlığını üstlendiği stadyumun, 50’li ve 70’li yıllarda ufak tefek dokunuşlarla kapasitesi büyütülmeye başlamış. 80’li yıllara geldiğimizde ise futbol tarihinin tertemiz sayfaları Estadi de Sarrià için açılmış; hem de yaprak yaprak!

82 Dünya Kupası’nın ikinci tur C Grubu maçlarının hepsine ev sahipliği yapmış mezkûr mabedimiz. “Ne var bunda!” diyenlerini için açıklayayım. Öyle böyle bir mücadele yok bu grupta. İtalya, Arjantin ve kimilerine göre tarihin en iyi Brezilya’sı, yarı final için mücadele vermiş bu sahada. Belki de kupa tarihinin en büyük hikayesine sahip maçı olan Brezilya – İtaya maçı da Estadi de Sarrià’nın yeşil zemininde oynanmış. Ne yapın edin 5 Temmuz 1982’deki bu efsane ayaktopu gösterisini kaçırmayın derim. Aslında şöyle yapsak daha hoş olmaz mı? Estadi de Sarrià için paket bir tur hazırlayalım ve bu sahada oynanan C Grubu’nun üç maçına da şahit olalım en iyisi. İtalya’nın dirilişini, Brezilya’nın çöküşünü, Maradona’nın atılışını da kaçırmamış oluruz…

Bu tarihi stadı şimdi görmek isterseniz alttaki manzarayla karşılaşacaksınız!7- Estadi de Sarrià it-br.jpg şimdi

Estádio das Antas: Komşu ülkelerin ziyaretlerine devam edelim ve Portekiz’in önemi takımlarından Porto’nun eski mabedi Estádio das Antas’ı ziyaret edelim. 28 Mayıs 1952’deki görkemli açılışı ve açılış maçında, ev sahibi Porto’nun, ezeli rakibi Benfica’ya 8-2 mağlup olması bir yana, oval mimarisi ve 1986 yılında 95 bin kişiye yükseltilen kapasitesi ile futbol tarihindeki mühim yeşillikler arasına girmiş. 2004’te yerle bir edilene kadar da, Porto’nun lig ve Avrupa şampiyonluklarını görmüş. Kulüp tarihinin önemli isimlerinden olan Fernando Pascoal Neves ya da taraftarların ona seslendiği isimle “Pavão” da Estádio das Antas’ın çimlerine yığılarak hayatını kaybetmiş; tarihler 16 Aralık 1973’ü gösterirken…

Bu stadyumdan maç önerim, 8 Nisan 1987 tarihli Porto – Dinamo Kiev olacak. Son Kupa Galipleri Kupası şampiyonu, Lobanovski’nin Dinamo Kiev’inin Estádio das Antas cehennemine hapseden Porto’nun, o performansına tanıklık etmek istersiniz zannımca. 90 bin kişilik muhteşem taraftarın yarattığı atmosfer de bu güzelliği daha da katlayacaktır. Alternatifiniz ise 13 Ocak 1988’deki Süper Kupa rövanş maçı. Porto’nun Ajax’ı 1-0 yenerek, ilk ve son kez bu kupaya ulaşmasını da izleyebilirsiniz pek tabii.

Ali Sami Yen Stadyumu: Misak-ı Milli sınırlarını ziyaret vakti! Son zamanlarda moda (!) haline gelen dozer vurulmuş mabetlerin başında gelen Ali Sami Yen Stadı’ndayız. Hem ismi, hem de sahne olduğu unutulmaz maçlarla Galatasaray tarihinden hiçbir zaman silinmeyecek olan top sahası, 1944’te kapılarını açtı. O dönemin tanıklarının “Soyunma odalarına gitmek için dutluktan geçerdik” diyerek yad ettikleri, Mecidiyeköy’deki insanı rahatlatan tek yapı olan, taraftar jargonuna “Sami Yen Cehennemi” olarak geçen stadyum, neler gördü neler! Sevgili okuyucu, sen de büyük ihtimal bu tarihi anlardan birçoğuna tanıklık ettin. Xamax karşısındaki gol şovu da, Rotariu’nun kara saplanan vuruşunu da gördün… Ama burada oynanan öyle bir maç vardı ki, 2011’de başlanan yıkım çalışmalarında dahi aklındaydı hala.

3 Kasım 1999’da oynanan Galatasaray – Milan maçı, hem CimBom’un UEFA serüvenini başlatmış, hem de Avrupa Kupaları tarihinin unutulmaz geri dönüşlerinden olmuştu. Bu maçı dün gibi hatırlasak da, zaman makinesini bulmuşken bir kez daha tanıklık etmek hiç de fena fikir değil bana sorarsanız. Ama siz siz olun maça girerken bildiğiniz senaryoyu kimseye anlatmayın. Bu senaryoyu tahmin etmek için ya gelecekten gelmeniz ya da Mustafa Denizli olmanız gerekir! Foyanız ortaya çıkmasın.

Stadio delle Alpi: “Ne dele Alpi’si yahu! Anma şu stadın adını!” demeyin sakın. Nev-i şahsına münhasır bir stadyumdu kendileri… İtalya 90 için yapılan top sahası, ismini de yakınlarında yükselen Alplerden almaktaydı. Hatta mimarı Studio Hutter da Alp göndermesini, çatıdaki dizaynda kullanmış ve stadyuma dışarıdan bakıldığında hoş bir görünüme sahip olmasını sağlamıştı. Ama biz futbolseverler pek ısınamadık bu mabede. Torinolu futbol aşıklarının “şehre uzak” addettiği, biz tv izleyicisi içinse “hem sisli, hem de hiç dolmuyor!” dediği Juventus’un evi, 2006’da kapılarını kapadı. 2009’da yıkım çalışmaları başladı ve Juve’nin şu anki sahasının inşasına başlandı. Anlamadığım şu: delle Alpi, yerleşkesi nedeniyle çokça eleştiriye maruz kalsa da Juventus Stadium’daki maçlara katılım gayet iyi. Demek ki Torino Belediyesi çalışıyor!

Bu yoruma açık futbol mabedinin sahne olduğu en mühim maçların başında, 14 Mayıs 2003 tarihli Juventus – Real Madrid maçı gelir. Juve’nin, Ronaldo’lu, Raul’lu, Figo’lu, Zidane’lı Real Madrid’i 3-1’le eleyerek adını Şampiyonlar Ligi finaline yazdırdığı bu maça, sarı kart görmesi nedeniyle final maçını kaçıran Nedved’in gözyaşları damga vurmuştu. Bir diğer seçeneğiniz de meşhur sis nedeniyle ertelenen ve 29 Kasım 2001’de öğle saatlerinde oynanarak, Şampiyonlar Ligi’nin 21:45 ritüelini bozan Juventus – Leverkusen maçı. Şampiyonlar Ligi’nde sabah maçı izlemek her futbolsevere nasip olmaz! Gerçi Galatasaray – Juventus maçını yeni atlattık, siz de haklısınız…

Wembley: Aslında benim listem bitti ama her dönemin futbol beşiği Wembley’i anmadan geçmek olmaz. Evet, biliyorum Wembley tarihe gömülmedi ama yeni Wembley’in eskisi kadar büyük bir karizması yok, bunu kabul edin! O kuleleri görmek bile, insanın tüylerini vahşi batının koca kaktüslerine çevirirdi. Artık zaman makinesini kullanmakta ustalaştınız ne de olsa, yıkılmadan önceki o görkemli Wembley’i görmeye de gidebilirsiniz. Maç önerim yok. O kulelere dışarıdan bakmak bile yeterli olacaktır.

11 wembley

Bir başka turda görüşmek üzere. Hoşçakalın!

PaylaşShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePin on Pinterest0Share on Tumblr0Print this page
32. SayıAli Sami Yen StadyumuAyresome ParkEski Stadyumlar Özel SayısıEstadi de SarriàEstádio das AntasEstadio Racing ClubHeyselRheinstadionSt. JakobStadio delle AlpiStadio Giorgio AscarelliWembley
Share Tweet
ilhan@topraksaha.net'

İlhan Özgen

Eski Sayılardan

  • YAD-I HAFTA

    Kısa Bir Ömür Koca Bir Tarih: Ali Sami Yen Stadı

    Mayıs 2020
  • YAD-I HAFTA

    Kazananlar Kulübü

    Haziran 2019
  • YAD-I HAFTA

    Il Monumento

    Şubat 2019

REKLAM

REKLAM

ESKİ SAYILAR

TAKVİM-İ MAZİ

TAKVİM-İ MAZİ

@topraksaha_net

  • Şuan için bu twitter hesabının RSS beslemesi yüklenemez durumda.

Twitter'da @topraksaha_net Takip Et.

  • Anasayfa
  • İletişim

Toprak Saha © 2017. Tüm Hakları Saklıdır.