1954’te Şubat ayının 19’unda bir liman kentinde dünyaya geldi. Yoksul ve kalabalık bir ailenin çocuğuydu. Gençken futbola aşık olmuştu. Üstelik ailenin futbolla ilgilenen tek üyesi de o değildi. İlerleyen zamanda kardeşi de futbol camiasında yerini alacaktı. Okumayı severdi. Babası da bir kitap tutkunuydu. Zaten oğluna da adını bu kitaplardan esinlenerek vermişti.
Profesyonel futbol hayatına 1974 yılında başladı. Alt sıralarda mücadele eden bir takımda geçen dört sezonun ardından 1978’de büyük işler yapacağı ülkenin en büyük kulüplerinden birine transfer oldu. 1.93’lük boyu, 40 numara ayakları, muazzam tekniği, vizyonu, zarif çalımları, şutları ve pasları… Oynadığı futbolla yeşil sahalarda güzel oyunun hakkını fazlasıyla veriyordu.
Mayıs 1979’da ilk kez Milli Takım’a çağrıldı. Haziran 1986’ya kadar da elli dokuz daha çağırılacak ve 22 gol atacaktı. İzleyenlerin “En güzel takımlardan biri” olduğunu söylediği 1982 Milli Takımını’nın orta sahadaki üç sihirbazından biriydi.
Birçok meslektaşının tersine, hayatını 120 metre uzunluk ve 90 metre genişlikle hiçbir zaman sınırlandırmadı. Futboldaki ilk sendikalaşmayı ve futbolcu haklarını dile getirdi. Hep hakkını aradı. Sadece kendi hakkını değil çevresindekilerin hakkını da savundu. Bir şeyleri değiştirmek istedi. En çok da o dönemde bilinen ve onlara dayatılan sistemi.
Bir konuşmasında ‘’Çocuklar artık futbol oynamayı sahipsiz çayırlarda öğrenemiyorlar, çünkü sahipsiz arazi kalmadı.” diyordu, sistemi eleştirircesine.
Zamanla kulüp yönetiminin kendisine ve takım arkadaşlarına karşı tutumundan rahatsız olmaya başladı. Çünkü kararlar alınırken asla onlara sorulmuyordu. Futbolcunun sadece bir meta olmadığının mücadelesini verdi. 1980’li yılların başında takımı bizzat örgütledi. Ülkenin en iyi takımlarından birinde oynarken futbolcuların karar alma süreçlerine hiçbir şekilde dahil olmalarına olanak tanınmaması üzerine ‘’Demokrasi’ hareketini hayata geçirdi. Kulüp yönetimi bile onu destekledi. Üstelik mücadelesini futbolun dışına da taşıdı. Ülkedeki askeri rejime karşı mücadele etti. Halkı sandıklara çağırdı.
Her yerde mücadelesini verdi. Milli takımda teknik direktörünün dahi halk oylamasıyla seçilmesini savundu, bürokrasiden nefret etti, futbolun içindeki tüm kirli adamlarla beraber hareket eden Pele’ye hiçbir zaman güvenmedi.
Yaşamda üç idolü vardı: Küba’nın efsane lideri Fidel Castro, Arjantinli yoldaşı Ernesto Che Guevara ve müzik efsanesi ‘Beatles’ grubunun solisti John Lennon. Duvarına yalnızca onların posterlerini asardı. Birkaç yıl süreyle bir gazetede düzenli yazılar bile yazıyordu.
Bir nevi bu mücadelesinde tam istediği olmadı. Ülkesi değişime tam anlamıyla hazır değildi. Kırgındı. 1984-1985 sezonunda Fiorentina’ya geçti.
Yakın dönemde ülkeyi yöneten önemli bir siyasetci onun için şöyle diyordu: “O, büyük yeteneklere sahip bir futbol profesyoneli olmanın yanında, vatandaşlık, entellektüel ve siyasi bilinciyle de örnek bir kişiydi.”
O futbolcunun adı Socrates’ti. Tam adıyla Socrates Brasiliero Sampaio de Souza Vieira de Oliveira. Corintians ve Brezilya Milli Takımı’nın efsane futbolcularından biriydi. O, paralel evrende bir Metin Kurt’tu.
Metin Kurt’un tersine Socrates, ‘’Yalnızlık’’ kelimesiyle hiçbir zaman bir araya gelmedi. Mücadesinde hiçbir zaman ‘’tek başına’’ kalmadı. Halkı, takımı, güzel oyun arkadaşları ona hayattayken sahip çıktı. İkisininin çok ortak özelliği vardı. Belki de tek farkları doğdu topraklar ve çevresindeki insanlardı.
Geçtiğimiz haftalarda Bağış Erten bir Metin Kurt yazısında şöyle diyordu: ‘’Ey Türk gençliği! Bu ülkede muktedirler tarafından ciddiye alınmak için ölmen gerekir.’’
Birkaç gün sonra öyle de oldu. Metin Kurt ilk kez ciddiye alındı. Bursa maçı öncesi “Galatasaray Efsanelerini Anıyor” organizasyonu kapsamında Arena’da anıldı. Oysa ofsayt bayrağı çoktan kalkmıştı.
Önce Sokrates terk etti hayat denen çamurlu sahayı. Sonra Metin Kurt. Mücadelelerine orada devam ediyorlar mı bilemem ama şurası kesin ki gittikleri yerin orta saha ve hücum hattı çok güçlendi. Galiba bir tek eksiklikleri, gerektiğinde sistemin adamlarıyla kafa topuna çıkabilecek iyi bir defans oyuncusu. Bakalım ‘’o’’ kim olacak?













