Toprak Saha – Aylık retro futbol e-mecmuası
  • Zat-ı Muhteremler
  • An-ı Şahaneler
  • Yad-ı Hafta
  • Fi Maçı
  • Kadim Takımlar
  • Cemiyet Haberleri
  • Malumat Saha
ZAT-I MUHTEREMLER

Yalnızlıktan Aydınlığa

Toprak Saha · Eylül 2012

– Bir Batu ANADOLU yazısı –

“Malzemeci bir abimiz vardı. Bizim kramponları o yapıyor. Bir gün üç tane kitap attı önüme. O zamana dek hiç roman okumuş değilim. Victor Hugo’nun ‘Sefiller’ romanı, üç cilt… Bir hafta sonra “Okudun mu” dedi, “Okumadım” dedim. “Bana bak, ben o kitaba maaşımın beşte birini verdim, eğer okumazsan benimle ilişkini keseceksin” dedi. Onun hatırına baştan, ortadan, sondan baktım. Bir hafta sonra yine geldi. “Okudun mu” dedi, “Okudum abi” dedim. “Ne anladın” dedi. “Ya abi Paris’in ne kadar çok kanalizasyonu varmış” dedim. “Öğrene öğrene bunu mu öğrendin” dedi. Başladı anlatmaya. Adam anlattıkça yerin dibine battım. Eziyor beni ama yanıt veremiyorum. “Aydınlanma, Ruso” filan diyor. Hemen oradan ilk kez bir kitapçıya gittim.”*

Böyle anlatıyordu Metin Kurt, yaşadığı aydınlanmayı. PTT’de top koşturan genç bir oyuncu olarak belki de gözleri yeni açılmıştı. Henüz 20’li yaşlarının başında, ailesini geçindiren bir futbolcu olarak farkında olmasa da hayatı, Sefiller romanının başkarakteri Jean Valjean’ı hatırlatıyordu. Belki onun kadar kurgusal ve fırtınalı bir çocukluk geçirmemişti ama fakirliğin ona getirdiği sorumluluğu sırtlamayı biliyordu. Jean Valjean’ın belli bir refaha ulaştıktan sonra fark ettiği, kendisinin de içerisinden geldiği sefaleti Metin Kurt Galatasaray’da yıldızlaştıktan sonra fark edecekti.

Halka daha yakın olmak için kanatta oynuyorum diyen Çizgi Metin lakaplı futbolcu, Galatasaray’da oynarken bile kimsenin cesaret edemeyeceği bir hak savaşına girmişti. 1950’lerde başlayan ve 1960 darbesiyle zirve yapan araçsal akıl futbola da girmişti. Yükselme aşkıyla birbirini ezen insanlar, altta kalan kitleyi umursamaz hala geldikçe; futbolcular da yer aldıkları güçlü takımların ve onların yöneticilerinin kuklası, vitrini haline gelmeye başlıyorlardı. Bir bakıma “paranı al, şanını sürdür ve sus” üçlü kuralı hakimken Çizgi Metin her zaman emeğinin karşılığını almak için mücadele etti. Verilmeyen sözlerin, kendisini bir meta olarak gören yöneticilerin karşısında oldu. Kendisine sorulmadan sözleşmesinin uzatılması üzerine o meşhur sakallarını uzatıp pasif direnişini sürdürürken dik kafalılığıyla istediği sonucu alacak kadar da aktifti. Galatasaray’da oynarken hak ettiği primin verilmemesi üzerine antrenmanlara katılmayı reddetti ve arkadaşlarını örgütledi. Ama uzun vadede sistemin dişlileri, Modern Zamanlar filminde Şarlo’yu ele geçirdiği gibi onu da hareketsiz ve yalnız bıraktı. 31 yaşında futbolu bıraktığında belki kırgındı ama aktivist tavrından hiçbir şey kaybetmemişti.

Önce Spor-Sen’i ardından Spor-Emek-Sen’i kurarak 12 Eylül’de asıl darbeyi yiyen solun futbol kanadında mücadelesini verdi. Ama kanattan yaptığı ortaları tamamlayacak kimseyi bulamadı. Yıllarca sporda açılımdan söz edenler kendi ceplerini açarlarken “Metin Kurt yalnızlığı” şarkılara konu olacaktı.

Metin Kurt’tan yıllar sonra ülkemize ayak basan bir sporcu daha benzer bir deneyimi yaşadı. Bursaspor’da top koşturan Ivan Ergic bir Marksist olduğunu saklamıyor ve Sırbistan’da Politika gazetesinde yazılar yazıyordu. Bir yazısında Metin Kurt’un Sefiller ile ilgili anısına benzer bir biçimde Stendhal’in Kırmızı ve Siyah’ına gönderme yapacaktı: Günümüz futbolcusunu, Stendhal’in romanının başkahramanı olan Julien Sorel’e benzetmek mümkündü. 18. Yüzyılın Fransa’sında halk yığınlarının arasından yükselmek için ya kırmızı ordu üniformasını ya da siyah rahip kıyafetini üstünüze geçirmeniz gerekirdi. Günümüzdeyse bunu yapmak için bir takımın formasını giymeniz yeterli. Hatta bu takım ne kadar piyasada söz sahibiyse o kadar güçlü olursunuz. Şov dünyasının ışıkları gözlerinizi kamaştırırken tek gördüğünüz gazete ve televizyonlardaki kendi yansımanız olacaktır. Ve alttan gelecek milyonlarca insan da sizin yerinizde olmak için can atacaktır.

Metin Kurt özelinde bakarsak günümüz futbolcusunun Jean Valjean’dan çok Julien Sorel’e benzediği söylenebilir. Ama Kurt’un ölümü ve ona gösterilen sahte vefa belki de bize İspanyol filozof J. Ortegay Gasset’in sözlerini hatırlatır: “İnsan klasikleri hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta”. Kim bilir okuduklarından ve yaşadıklarından ders çıkarma yetisini gün geçtikçe kaybeden insanlar arasından belki bir gün, Jean Valjean olmayı Julien Sorel olmaya tercih edecek futbolcular çıkacaktır. Ama “Metin Kurt aydınlanması” tezahür edene dek o bir avuç azınlık olarak “Metin Kurt yalnızlığı”nı yaşamaya devam edeceğiz.

*2 Ocak 2011 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan ve Ali Dağlar’ın Metin Kurt’la gerçekleştirdiği “Futbolun yeri borsa değil arsa” başlıklı röportajdan alınmıştır.

PaylaşShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePin on Pinterest0Share on Tumblr0Print this page
3. SayıGalatasarayIvan ErgicJean ValjeanKayserisporMetin KurtSefiller
Share Tweet

Toprak Saha

Eski Sayılardan

  • ZAT-I MUHTEREMLER

    Yeniden Doğmak

    Mayıs 2020
  • ZAT-I MUHTEREMLER

    Evden Uzakta Olmak ve Topçuların George

    Mayıs 2020
  • ZAT-I MUHTEREMLER

    İkinci En İyi

    Haziran 2019

REKLAM

REKLAM

ESKİ SAYILAR

TAKVİM-İ MAZİ

TAKVİM-İ MAZİ

@topraksaha_net

  • Şuan için bu twitter hesabının RSS beslemesi yüklenemez durumda.

Twitter'da @topraksaha_net Takip Et.

  • Anasayfa
  • İletişim

Toprak Saha © 2017. Tüm Hakları Saklıdır.