– Bir Batu Anadolu yazısı –
George R.R. Martin’in seri romanlarından uyarlanan ve hayali bir dünyada yaşanan iktidar mücadelesini ele alan Game of Thrones ya da Türkçe ismiyle “Taht Oyunları” dizisi izlenme rekorları kırarken; bu mücadelelerin benzerlerini futbol sahalarında görmek mümkün. Bu mücadeleler sonunda futbol krallıkları zafere ulaşıyor ya da yenilgiyi kabul ediyor, taht el değiştiriyor. İşte bundan kırk yıl önce, kadim zamanlarda Avrupa futbolundaki Real Madrid hegemonyasını kıran takım; Madrid’in 600 km ötesindeki Lizbon’dan çıkmıştı. Efsane Macar teknik direktör Bela Guttmann yönetimindeki Benfica takımı 1961’de Barcelona’yı, 1962’de ise Real Madrid’i Avrupa Kupası finalinde mağlup ederek kraliyet tahtını İber Yarımadası’nın batı yakasına taşıyordu.
Atlantik’in karşı yakasında da ezberler bozulmaya başlamıştı. 1950 Dünya Kupası’nı Brezilya topraklarında kazanan Uruguay’ın gücü azaldıkça Brezilya yeniden bir dev olarak doğuyordu. 1958 ve 1962 Dünya Kupalarını kazanan Sambacıların kulüpler düzeyindeki yıldızı ise Santos’tu. 1960’dan itibaren yapılmaya başlanan Libertadores Kupası’nı üst üste iki kez müzesine götüren Penarol takımı, Uruguay’ın son umudu olarak görünse de Zito, Pepe, Mauro, Gilmar ve “Siyah İnci” Pele’den oluşan Santos, 1962 finalinde Penarol’u üç maç sonunda deviriyor ve Latin Amerika’daki krallığını ilan ediyordu.
Benfica ve Santos takımları dünyanın en büyüğü olmak için Kıtalararası Kupa finalinde karşı karşıya geleceklerdi. Maç öncesinde Benfica kehanetlerle kaynıyordu. Avrupa Kupası finali öncesi Benfica’nın sol açık oyuncusu Cavem, rüyasında bir adamın kendisine “sakalını kesmezsen şampiyon olacaksınız” dediğini söylemiş ve bu nasihat hakikate dönüşmüştü. Fakat bu sefer kehanetler tersine dönmek üzereydi. Maaşında küçük bir artış isteyen Bela Guttmann kulüpten uzaklaştırılmış, bunun üzerine efsane hoca “Benden sonra Benfica Avrupa’da tek bir kupa kazanamayacak” diyerek kulübü adeta lanetlemişti. Santos maçı bir Avrupa Kupası maçı olmasa dahi sadece hocanın gidişi ve yerine Fernando Riera’nın gelişi bile soru işaretiydi. Sıkıntıları unutturacak kişiyse 20 yaşındaki Mozambikli bir gençti. Eusebio isimli bu genç; sezonu 30 golle kapatmış, Avrupa Kupası finalinde Real Madrid’e iki gol birden atarak Kara Panter lakabının yanına O rei’yi de eklemişti: Kral. Eusebio’un kral olması manidardı çünkü Pele bu lakaba çoktan sahipti. 23 yaşının sonunda iki kez Dünya Kupası’nı kaldıran oyuncu, saltanatının tehlike altında olduğunun farkındaydı. Bir bakıma Avrupa’nın yeni kralı, Amerika’nın kralına; Dünya’nın en iyisi olmak için meydan okuyacaktı.
19 Eylül 1962 günü Maracana Stadyumu, 1950’deki finalden bu yana en önemli maçına ev sahipliği yapıyordu. Paraguaylı Cabrera’nın düdüğüyle başlayan mücadele ilk dakikalarda Benfica’nın baskılı oyununa sahne oldu. İki takım da Guttmann’dan miras kalan 4-2-4 sistemiyle dikine oynayan, kanatları etkili kullanan birer hücum makinası görüntüsündeydi. Etkili olan taraf Benfica, Eusebio – Santana ikilisiyle topları karavanaya gönderirken Santos duran topta golü buluyordu. Savunmadan seken topu ağlara gönderen oyuncu Santos’un “kral”ıydı. İlk yarı bu sonuçla biterken Brezilyalı taraftarlar eski kötü anıların etkisiyle temkinli bir şekilde bekliyorlardı.
İkinci yarıda Benfica, taraftarın bu gerginliğini haklı çıkardı. Ani bir kontratakta Santana, kaleci Gilmar’ı avlıyor; hem Pele hem de Eusebio’ya mesaj veriyordu. Eusebio ise Maracana’nın baskılı ortamında adete kayıplara karışmıştı. Bütün takım onu arıyor olacak ki beş dakika sonra Coutinho topu boş ağlara yuvarlıyordu. Bu dakikadan sonra tüm Benfica’nın gol umutları Gilmar’ın ellerinde erirken 85. Dakikada Pele ışıkları söndürüyordu. Ama Santana için final bitmemişti. Bitime iki dakika kala yaptığı düzgün gol vuruşuyla kupa hayallerini Lizbon’a taşıyordu.
Rövanş için Benfica umutludur. O zamanki kurallara göre kazanılacak bir maç, finali tarafsız sahada üçüncü bir mücadeleye taşımak demektir. İlk maçtaki mağlubiyete rağmen alınan sonuç fena görünmemektedir ve Eusebio’nun evinde patlama yapacağına inanılmaktadır. Ama Maracana’da sahada basmadık yer bırakmayan Pele’nin Katedral adı takılan Luz Stadyumu’nda göğe yükseleceğini tahmin edilmemiştir.
11 Ekim’de oynanan maça savunma hattının yarısını değiştirerek çıkan Fernando Riera’nın kumarı pahalıya patlar. Silik bir oyun sergileyen Kartallar henüz 15. Dakikada yine duran bir topta Pele’ye engel olamazlar. On dakika sonraysa Pele uyumsuz savunma hattını ipe dizerek Katedral’deki futbol ibadetine devam eder. İkinci yarının hemen başındaysa sahneye “Dünyanın en iyi forveti çünkü Pele bu dünyadan değil” denilerek onurlandırılan Coutinho çıkar. Pele’ye nazire yaparcasına üç oyuncuyu oyundan düşürerek farkı da üçe çıkarır. Gözler yine Eusebio’ya dönmüştür fakat Eusebio henüz rolünü kavrayamamıştır. Pele’nin kendisine yaptığı bacak arası çalımın şokunu atlatamadan top bir kez daha Benfica ağlarına giderken Pele kişisel maçında 5-0’ı yakalar. Bir harf farkla Pele’nin gölgesinde kalan Pepe kalecinin elinden kaptığı topla maçı aynı skora taşır. Benfica taraftarının yaşadığı şoku Eusebio’nun şeref sayısı ile onunla yıldızı barışmayacak olan Santana’nın gollerini hatırlayan olmaz. 5-2’lik sonuçla hem Pele hem de Santos on yıl boyunca tahtı boş bırakmaz. Pele Brezilya’dan ayrılana kadar 10 kez Brezilya Şampiyonluğu, 2’şer kez de Libertadores Kupası ile Kıtalararası Kupa’yı kazanırlar. Benfica ise Eusebio’yla Portekiz Ligi’ni domine etse de Avrupa Kupalarında 3 kez finalde kaybeder. Guttmann’ın kulakları çok çınlatılır.
Devir değişir, oyuncular değişir ama futboldaki taht kavgaları asla bitmez. Ama Eusebio’nun dediği gibi kazanan o ya da Pele değil; mücadeleye tanık olan futbolseverlerdir. 1960’larda Pele, Eusebio, Cruyff, Charlton, Beckenbauer, Di Stefano gibi kralların sarayı olan futbol sahası, belki de böyle bir mücadeleyi bir daha göremeyecektir.













