
– Bir Sezgin RIZAOĞLU yazısı-
Küçük bir çocuğun ölümü, Berlinlilerin hayatını değiştirecekti, bir tokat ise küçük Franz’ın…
Tarih 11 Mayıs 1975… İşçi olarak Almanya’ya göç eden Türkler’in en sık yerleştiği Batı Berlin’in Kreuzberg mahallesi… 5 yaşındaki Çetin Mert, o Türk ailelerden birinin küçük ferdiydi. O gün arkadaşlarıyla futbol oynamak için Spree Nehri’nin kıyısındaki parka gitmişti. Her gün yaptıkları gibi… Üstelik o gün, küçük Çetin’in doğum günüydü de… O yıllarda futbol sadece Batı Berlin’de değil, Batı Almanya’nın her köşesindeki erkek çocuklarının tutkusuydu. Bu tutkunun arkasında ise Beckenbauer ve arkadaşlarının önce Avrupa (1972) sonra da Dünya (1974) şampiyonu olmaları yatıyordu.
Birden çocukların oynadıkları top, nehre düştü. Berlin’i sadece Doğu ve Batı diye değil, federal ve demokratik diye de ayıran Spree Nehri’ne… Etrafındaki çocuklar tamam maç bitti derken, küçük Çetin futbol keyfimiz burada bitmemeli dedi ve hemen nehre atladı. Topu almak için… Ama yüzme bilmiyordu küçük çocuk… Maalesef bir süre sonra nehrin suları onu sürüklemeye başlayacaktı.
Nehrin iki yakasında imdat çığlıkları yankılanıyordu! Ama ne Batı Berlinli ne de Doğu Berlinli askerler onun bu çığlığına yardım etmişti. iki tarafın da korkusu aynıydı: Sınır ihlali olur! Sonunda yardım ulaşmadığı için küçük Çetin boğularak öldü.
Bu acı haber kısa sürede Batı Berlin’de yayıldı… Hem Türklerin hem de Almanların katılımıyla protesto yürüyüşlerine sahne oldu şehrin batı yakası.. Sonunda protestolar amacına ulaştı. Batı ve Doğu Almanya hükumetleri böyle durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğiyle ilgili bir anlaşmaya vardı. Yeni Çetinler, Hanslar, yeni çocuklar ölmesin diye…
Berlin’deki küçük çocukların hayatı bir nebze değişmişti… En azından boğularak ölmeyeceklerdi artık. O dönemde küçük Çetin ve arkadaşlarının örnek aldığı efsane topçulardan birinin de çocukluğunda yaşadığı talihsiz (!) olay hayatını değiştirecekti. 1945 yılının 11 Eylül günü Almanya’nın Münih kentinde doğan, ailesinin kız olacak umudu taşıdığı ve adını ‘Erika’ koymaya hazırlandığı ama erkek olunca alelacele ‘Franz’ adını koydukları çocuğun hikayesi… Franz Beckenbauer’in ve onun hayatını değiştiren o maçın hikayesi…
Hikayeyi Halit Kıvanç’ın Türkçe’ye kazandırdığı Franz Beckenbauer’in Futbol Okulu kitabından okuyalım…
“Beckenbauer sınıfının en küçüğüydü. Nerede bir top görse, hemen onun cazibesine kapılıyordu. Üstelik arkadaşları arasında topa en iyi vuran, en güzel çalım atan da oydu. Küçükler arası maçlarda herkes onu kendi takımında istiyordu. Bu nedenle ilk formasını giydiğinde daha dokuz yaşını doldurmamıştı. Üzerindeki forma Bayern Münih forması da değildi. SC-1906 Münih Kulübü’nün öğrenci takımına girdi.
11 rakamı, Franz’ın doğduğu günü belirlemişti. Şimdi de sırtındaki ilk formasında yine 11 rakamı vardı. Böylece Franz, futbolda kendince ilk büyük maçına solaçık olarak çıktı. Ama birkaç karşılaşma sonra küçüklerin antrenörü onu ileri hattın ortasına almayı uygun buldu. Artık yeni numarası 9’du. Şimdi santrafor olarak parlıyordu. Tutulmaz gollerin kahramanı olmuştu. Tam dört yıl boyunca SC 1906 Münih için gollerini atacaktı.
Artık 13 yaşındaydı. Futbolda ilerlemek için Münih’in iki büyük takımından birini seçmesi gerekiyordu. Şu anda oynadığı kulüpte kendini daha fazla geliştiremezdi. İyi ama hangi kulübe gidecekti? TSV 1860 Münih’e mi, yoksa FC Bayern Münih’e mi?
Franz’ın gönlünde yatan aslan 1860 Münih’di. Küçüklüğünden beri bu takımı daha çok seviyor, ileride mavi-beyazlı formayı giymeyi hayal ediyordu. Ama bir tokat her şeyi altüst etti, Beckenbauer’in yolunu değiştirdi.
1958 yılında okullar arası bir maç oynanıyordu. Franz’ın takımı SC 1906 Münih’in karşısında 1860 Münih vardı. O güne kadar oynadığı en heyecanlı maçtı. Gece pek uyumamış, uyuyamamıştı. Nasıl uyuyabilirdi ki zaten? 1860 Münih’in yöneticileri de maçta olacaktı. Onu izleyecekler, transfer edecekler hayaliyle sabaha kadar baş başaydı. Sonunda o mavi-beyazlı formayı giyecekti…
Ve işte o hayallerle ertesi gün, o maça çıkmıştı. Gerçekten mükemmel oynuyordu. Belki de bugüne kadar oynadığı futbolun en güzelini sergiliyordu. Fakat tam karşısına düşen 1860 Münih’li genç futbolcu bu durumdan pek memnun olmamıştı. Birkaç kez sert girişle, birkaç kez tekmeyle durdurmayı denemişti Franz’ı. Tutturamamıştı. Daha doğrusu Franz tutulacak gibi değildi. O zaman karşısındaki oyuncu, hakemin görmediği bir anı denk getirdi. Ve Franz’a okkalı bir tokat vurdu. İşte bu tokat, küçük Franz’ın hayatını değiştirdi. Tokadın acısı ve kızgınlığıyla 1860 Münih’e duyduğu tüm sevgiyi bir anda yitirdi. Ve hemen gidip o kulübün rakibi Bayern Münih’e girdi.”
Bir tokat, İmparator’un tüm hayatını değiştirmişti. Küçük Çetin’in ölümü nehrin iki yakasındaki federal ve demokrat Berlinlilerin hayatını değiştirdiği gibi… Savaşın, siyasi rekabetin en büyüğü maalesef en çok çocukları etkiliyor. Dün de öyleydi, bugün de öyle… Keşke o gün, o ölüm olmasaydı da önlemler önceden alınabilseydi ve küçük Çetin kurtarılabilseydi. Keşke çocukların yaşadığı trajedilerin en büyüğü sadece yaşıtlarından yedikleri masum bir tokat olabilse…
NOT: Berlin Duvarı’nından dolayı ölenlerin sayısı tam olarak hâlâ bilinemiyor. En az 89, en fazla 238 kişi olduğu tahmin ediliyor. Duvar iki de Türk kurban aldı. Beş yaşındaki Çetin Mert ve sekiz yaşındaki Cengâver Kantarcı. Biri suya kaçan topu almak istiyordu, diğeriyse kazlara yem atmak.












