Toprak Saha – Aylık retro futbol e-mecmuası
  • Zat-ı Muhteremler
  • An-ı Şahaneler
  • Yad-ı Hafta
  • Fi Maçı
  • Kadim Takımlar
  • Cemiyet Haberleri
  • Malumat Saha
KONUK YAZAR

Kaybeden Boksör, Hep Kazanan Kaptan

Toprak Saha · Kasım 2014

giray

“Olaylar Boksörün Pazı Sarması Yemesiyle Başladı” kitabıyla edebiyat âlemine adım atan Giray Kemer’den bir Bülent Korkmaz güzellemesi...

Bayrak adam olmak…

Bu oyunu bu kadar sevmemize sebep olan adamlar. Futbola başka yerlerden de bakılabileceğini düşündüren, içinde farklı incelikler, hoşluklar barındırdığını hissettiren, okutan, araştırtan işte bu adamlar.

Böyle kokmaz bulaşmaz, belki çok yetenekli ama “ben parama bakarım”cı değil de, “burası benim” diyen… Bırakıp kaçmayan… Bir şekilde gitmek durumunda kalsa bile bunu adabıyla yapan (bkz:Batistuta Roma-Fiorentina maçı ve Batigol’ün göz yaşları) oyuncular sevdirdi bize bu oyunu.

İşte bu noktada şanslıyız. Çünkü tam bir ara jenerasyonuz. Bu tarz topçuların son demine yetiştik. Belki Şeref Stadı’nda çamur deryasındaki maçları izleyemedik, belki Lefter’i, Metin’i göremedik. Ya da ne bileyim “Maradona kurban olam yaradana!” diyemedik belki ama eski tarz efsane topçuların, günümüze kalan son temsilcilerini dünya gözüyle izledik.

Maldini ve Baresi=Milan, Bergomi=Inter, Puyol=Barça, Totti=Roma, Scholes= Manchester United, Jordan=Chiago, Karl Malone=Utah’tı hepimiz için. Gitmeleri düşünülemezdi!

Zidane, Ronaldo, Baggio, Hagi… Bu oyuncular ‘Bayrak Adam’ olmayanlar, düşün… Onlar da bir başka duruyorlardı sahada.

Tüm bu saha içi ağabeylerinin, eski dönem kabadayılarının (fukaranın çorbasını unutmayan, muhitini başıboş bırakmayan babında söylüyorum yanlış anlaşılmasın) içinde en önemlisi, en sevileniyse tabii ki kendi kaptanımız Bülent Korkmaz benim gözümde.

Bayrak adamlarının ismi geçince hep bir kare canlanır gözümde. Bülent Korkmaz denince sende aynı etki oluyor mu?

Pazubandını düzeltirkenki görüntüsüyle aklımıza kazınmış büyük kaptan!

Ezelden beri 10 numaralar ve defans oyuncularını daha bir severim. Özellikle defans oyuncularını hep ayrı bir gözle izlerim. Nesta gibi mükemmel bir zekâ değildi Bülent Korkmaz. Ya da ne bileyim; bir Stam, Ferdinand, Blanc değildi. Ama bambaşkaydı… Bu ara meşhur bir söz var ya: “O, sahadaki biz”di. Arkadaşlarını yedirmezdi. Truva filminde çıkartmanın başında dev bir Atinalı gelir, Hector onunla bire bir dövüşür. İşte öyleydi Bülent Korkmaz.

Hiç unutmadığım bir pozisyon var. Figo her zamanki gibi sağdan ilerliyor. Kesecek. İçeride Raul var. Raul’un Raul olduğu zamanlar… Kestirtmemek lazım yani! Kaptan önce omuz omuza bahanesiyle bir sarsıyor Figo’yu. Sonra topla karışık iki ayağını yerden kesiyor. Sonra da yerdeyken o Arsenal maçında oyundan çıkması gerektiğini söyleyen doktora attığı bakışlardan atıyor; “Ben bu çocukları sana ezdirmem!” der gibi. Ya da ne bileyim… Belki de sadece pozisyon icabı bir müdahaledir. Mevzu Bülent Korkmaz olunca sağlıklı düşünemiyorum. Biraz fazla romantikleşiyor olabilirim.

Yine de bir an için sakinleşip şunu söyleyebilirim.

30 yaşından sonra tam bir defans oyuncusu olmuştu. İmzası niteliğindeki tek ayağının üzerinde pozisyon almayı iyiden iyiye geliştirmişti. Hisleri çelikleşmişti. Avrupa futbolunu, ligi çok iyi etüt etmişti. Kimi savunacaksa ona göre oynuyordu. Gelişim, kendine iyi bakma, sporcu ahlakı, vs. hepsini fazlasıyla barındırıyordu. Hala fit mesela. Çıksa oynar gibi duruyor.

Bu kadar hayranı olduğun adam, kitaptaki karakterini de etkiledi mi? Her ne kadar Bülent Korkmaz’ın yanında kariyersiz kalsa da, kahramanın da bir sporcu nihayetinde…

Benim ilk izlediğim maçta da Bülent Korkmaz oynuyordu. Kendimi bildim bileli izledim yani onu.

Özellikle kitaba koymadım ama futbolu onları izleyerek öğrendiğime göre illa ki bir yerlerde bir şekilde etkilenilmiştir. Gözümde hep defans oynuyor gibi canlandırmıştım benim boksörü. Ayağı çok iyi değil ama mücadeleci falan… O noktada da biraz benziyor. Ya da arkadaşına sert giren rakibe taban girerek intikam almalar falan… (Bu kutsanacak güzel bir şey değil belki ama orada anlatmak istediğimi bu oyunu sevenler anlayacaklardır bence. Futbol sadece futbol değilse halı saha da sadece halı saha değil sonuçta!)

Kitaptaki kaybeden bir boksördü. Kaptansa hep kazandı. Beynelmilel tabirle tam bir ‘winner’dı.

Ama yine de en çok kaybederken sevmiş olabilirim kaptanı. 6-0’lık maçta benim kadar üzülüyordu. Yüzünde o acıyı görüyordum. Sanki Ümit Özat son golü attığında, “Bu çocuk yarın Ümit Özat’ın mezun olduğu okula nasıl gidecek!” diye dertleniyordu topu ağlardan çıkarırken.

Boksörün de ufak tefek zaferleri var ama… Kendi nezdinde kaptanınkiler kadar görkemli belki de…

Zafer denir mi bilemiyorum. Kaçmak üzerine biraz anlattığım. Geçmişten, “o gün”den… Oralardan kaçabildiği ender anları kovalıyor boksör… Bazen beceriyor da, evet.

Ama Camus’un da dediği gibi hayatta kalmak sanırım en büyük zafer o durumda biri için. İntihara yaklaştığı, kıyısından döndüğü noktalar var. Ama o son bir kez daha eldivenleri giymeyi yeğliyor, “gölge boksu”yla birlikte direniyor…

Bülent Korkmaz’la ortak noktası “direnmek”. Kaptan da Galatasaray’da kalmak için direndi.

Evet. Çünkü gidemezsin. Başka türlüsü eşyanın tabiatına aykırı sanki. Kitapta ev boksör için muhafazalı bir alandı, dışarı çıkınca bocalıyordu. Kaptan için de Ali Sami Yen öyleydi.

Bayrak adamlar da Ali Sami Yen gibi borsadaki futbola yenik düşecekler mi dersin?

Düştüler bile, derim sanırım. Maalesef. Bir tek Totti kaldı. O da genç olsa direnemezdi sanki. Ya da zaten büyük takımda oynayan ve gitmeye ihtiyaç duymayanlar var –ki bu da bir fedakârlık değil. Messi’nin gitmeyişi Barçaya ölüp bitişinden ziyade “gittiğim yerde önüme-yanıma kimi koyacaklar şimdi durduk yere madara olmayalım” düşüncesinden de olabilir pekâlâ.

Barça’nın, Madrid’in, Bayern’in niyetlenip alamayacağı oyuncu olduğunu sanmıyorum. Hadi bunlar prestijli büyük kulüpler. Alsınlar helal-i hoş olsun. City, PSG, Monaco falan var bir de…

Hâsılı artık çok geç sanırım. Makas inanılmaz açıldı. Arsadaki futboldan ufak emareler görmekle yetineceğiz, altyapıdan beri takip ettiğimiz bir oyuncunun golü, Kaptanın bandajı, Batigol’ün gözyaşları, Totti’nin gitmeyişleri, gidenlerin beceremeyişleri vs…

Her şeyi elimizden alıyorlar. Almasınlar! Şimdi de tribünlere dadandılar. Yapmasınlar! Her şey kötüye gidiyor. Hep kaybediyoruz. Ellemesinler, adabıyla, kendi mecramızda kaybedelim ille kaybedeceksek. Sahada, tribünde, hayatta…

Fatih Terim her şeyin bu kadar çirkinleşmediği zamanlarda soyunma odasında bir gün “Siz tarih yazdınız, biz onu açar okuruz, önemli olan yeni sayfalar yazmaktır” diyordu. Futbol ortamını bu kadar pisliğe gömmesinler ki, gelecek jenerasyonlar da kendi efsanelerini izleyebilsin. Şimdiki futbol tutkunları futbolun güzelliğini geçmişte aramak zorunda! Siz de bir nevi o mecburiyete o talebe cevap veriyorsunuz. Ama Socrates’in, Best’in sonucu bilinen maçlarını izlemekle, Bülent Korkmaz’ı canlı canlı izlemek aynı şey değil! Ben o duyguları yaşadım. İyi ki yaşadım. Umarım genç kardeşlerim de yaşar bir şekilde…

PaylaşShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePin on Pinterest0Share on Tumblr0Print this page
28. SayıBayrak Adamlar Özel SayısıBülent Korkmaz
Share Tweet

Toprak Saha

Eski Sayılardan

  • KONUK YAZAR

    Türkiye Futbolunun İlk Evi: Taksim Stadyumu

    Mayıs 2020
  • KONUK YAZAR

    Futbol Masabaşında Oynanır

    Mayıs 2020
  • KONUK YAZAR

    Uzaydan Düşen Top

    Haziran 2019

REKLAM

REKLAM

ESKİ SAYILAR

TAKVİM-İ MAZİ

TAKVİM-İ MAZİ

@topraksaha_net

  • Şuan için bu twitter hesabının RSS beslemesi yüklenemez durumda.

Twitter'da @topraksaha_net Takip Et.

  • Anasayfa
  • İletişim

Toprak Saha © 2017. Tüm Hakları Saklıdır.