Taktik fauller, rakibin psikolojisini bozma ve daha fazlası… Günümüz futbolunun ‘anti’ kavramlarını dünyaya tanıtan o maçtayız…
Pumpido’nun hatalı çıkışı sonucunda topu kapan Beardsley, sağ çaprazdan şutunu çıkarmıştı… Kale arkasında, pozisyonun en yakın şahitlerinden olan John Hall, maç başından beri ilk kez heyecanlandı. Her ne kadar takımdaki tek Manchester United oyuncusu (kaleci Bailey de vardı ama Shilton’u kesmek yürek isterdi) Bryan Robson, sakatlanarak turnuvaya erken veda etse de, İngiltere için heyecanını hala en tepede tutabilmişti John. Ergenlik yıllarına denk düşen Dünya Kupası hasretinin acısını çıkarmaktı 28 yaşındaki futbolseverin amacı. Tabii bir de Falkland meselesi vardı ki, Arjantin maçının tansiyonunu daha da yükseltmişti. Fakat başlama düdüğünden itibaren futbol, sadece futboldu… Beardsley’nin İngilizleri ayağa kaldıran gol denemesinden birkaç dakika sonra taca çıkan topu takibe koyulmuştu ki, Arjantin teknik direktörü Carlos Bilardo’ya takıldı John Hall’un gözleri. Bu adamı bir yerden tanıyordu! Turnuva başından beri, bu adamı her gördüğünde bu mevzu kafasını kurcalamaktaydı. Karşılıklı ataklar halinde cereyan eden karşılaşmanın ilk yarısı golsüz sona erdi. Fakat John hala Arjantin antrenörü Bilardo’daydı… Bir an kafasındaki şimşekler, büyük bir gürültü çıkardı! Delorean’i olmasa da geçmişe yolculuk zamanıydı. Hedef 1968!
John, henüz 10 yaşındaydı. Babası Alvin Hall’un “Busby’nin Bebekleri”ne sık sık dem vurması nedeniyle, John da bir United sevdalısı olarak büyümüştü. Busby’nin gençlerini izleyemese de, İskoç menajerin ikinci büyük kuşağını yakalamış ve hayatının büyük bir bölümünü Old Trafford’da geçirmeye başlamıştı. Best, Crerand, Law ve Bobby Charlton’u, Old Trafford’un çitlerine dayanarak izlemenin zevkini yaşamaktaydı. Mayıs ayında Wembley’de kazanılan Avrupa şampiyonluğunda onun da mesaisi vardı. O maç için babasıyla Londra’ya yaptıkları yolculuğu, ufak bir tebessümle yâd etti. Daha sonra kaseti biraz daha ileri sardı ve 1968’in sonbaharına gitti. 68 Eylül’ünde amaç, Dünya Kulüpler şampiyonluğuydu. Rakip ise Arjantin ve Güney Amerika şampiyonu Estudiantes…
Arjantinlileri çok da kale almamışlardı en başta. Neticede süper üçlü “Best-Charlton-Law”a hangi savunma dayanabilirdi! İlk maç Arjantin’deydi ve John da gazetelerden takibe koyulmuştu Kırmızı Şeytanlar’ın Arjantin turunu. United’a yapılan misafirperver karşılama ve İngilizler şerefine düzenlenen polo karşılaşması aldığı ilk haberlerdi. Tango diyarının aleyhine de gözlemler vardı bu haberlerde… Başta John olmak üzere, Manchester United’a gönül verenlerin gözde isimlerinden olan Nobby Stiles ile ilgili hoş şeyler söylenmiyordu Arjantinliler tarafından. ‘Suikastçı’ olarak adlandırılan orta sahanın savaşçı ismi, Busby’nin talebelerinin karanlık yüzü olarak betimlenmişti. Tamam, Stiles pis işlerin oyuncusuydu ama Billy Bremner ve Dave Mackay gibi onun tarzında birçok oyuncu vardı… John, bunun bir psikolojik harekat olduğunu anlamamıştı…
Estudiantes antrenörü Osvaldo Zubeldia, bu işin uzmanıydı. O zamanlar çok kullanılmayan bu saha dışı taktikleri, saha içine de taşımakta işinin ehliydi. Rakibin önemli isimlerini özel hayatlarına kadar tarayan antrenör, bu bilgileri saha içinde takımının lehine çevirmek için türlü yollara başvurmaktaydı. Fiziksel eziyetlerin arasında ise rakibe iğne batırmaya kadar giden rivayetler dolanmaktaydı… Rakip oyuncuları çileden çıkaran Estudaintes antrenörü, futbol içi yenilikleri de taşımıştı top tepme mücadelesine. Ofsayt taktiği ve duran top organizasyonları bunların başı çekenleriydi… Yıllar sonra basketboldan devşirildiği iddiasıyla ‘Yugoslav Faulü’ adını alacak olan rakip hücumunu bitiren tez fauller de zat-ı muhteremin eseriydi üstelik. Fakat Zubeldia’nın sertlik kavramına kattıkları, bütün bunların önüne geçmişti. Hatta bunun sonucu olarak da Güney Amerika’da adı “Katil Gençler”e çıkmıştı Estudiantes’in. Fakat bu kötü şöhretine rağmen, Manchester United’ın Avrupa’nın en büyüğü olduğu 1968’de Estudiantes de kıtasının zirvesine çıkmasını bilmişti. Sadece başarılardan haberdar olan John Hall, 25 Eylül 1968’deki ilk karşılaşma için nefesini tutmuş ve meraklı bir kedi misali maçtan haberdar olma aşkına sağa sola koşturmaya başlamıştı…
İlk maç, İngilizler için büyük bir şok olmuştu. Sadece 1-0’lık mağlubiyet değildi şaşırtıcı olan. Arjantin’deki ilk dakikalarında gayet hoş muamele gören Unitedlı oyuncular, 90 dakikalık stadyum savaşında feci şekilde dayak yemişti. Güney Amerika şampiyonunun ilk hedefinde, takımın ‘delisi’ Stiles vardı. Saha içinde yeterince kışkırtıldığında saatli bombaya dönen hırçın İngiliz, sertliğin karşılığını vermiş ve oyundan atılmıştı. Takımın ruhani lideri Bobby Charlton da sertliklerden nasibini almış ve kafasındaki bandajla maçı tamamlamıştı. Okuduklarına inanamıyordu John. İngiliz basınına göre bu olanlara çanak tutan, maçın hakemi Miranda’ydı. Paraguaylı hakem, kıtadaşlarına kıyak geçmişti yazılanlara göre. Sertliğiyle öne çıkan üç isim vardı: Medina, Pachame ve Bilardo!
Bu arada İngiltere ve Arjantin arasındaki çeyrek final mücadelesinin ikinci yarısı başlamak üzereydi. John’un Robson’dan sonraki favori oyuncusu, Watford’un sol açığı John Barnes hala kulübedeydi. “Bizimkiler ne yapıp edip bu çocuğu transfer etmeli” dedi John yanındaki arkadaşına. Cevap gecikmedi: “Onu bir tek Bobby Robson beğenmiyor zaten!” Barnes’ı sahada göremeyen John, tekrar 68 sonbaharına doğru yola koyuldu. Kazı çalışmasının sonunu getirmesi lazımdı!
John ve Alvin Hall, Old Trafford’da yerini almışlardı 16 Ekim 1968’deki rövanşta. 2-0’lık galibiyet, Dünya Kulüpler şampiyonluğu için yeterli skor olacaktı ve Busby’nin şampiyon takımı için bu pek de zor değildi. Her zamanki gibi orta sahanın hizasındaki yerini aldı John. Babası biraz arkalarda kalmıştı ama önemli değildi. Çıkışta, olmazsa evde onu bulurdu. John’un totemiydi bu. Çitlere dayanmalı ve Best’in çalımlarını, Charlton’un füzelerini, Law’un akıl dolu hareketlerini olabildiğince yakından izlemeliydi… Old Trafford’daki bütün mühim maçlardaki gibi baskılı başladı United. Fakat 10 yaşındaki John’un bile gözünden kaçmayan mevzu vardı: Arjantinliler gereğinden fazla sertti. Özellikle defanslarındaki Medina ile orta sahanın iki sinir bozucu adamı Pachame ve Bilardo, yazılanları hafif bırakır cinsten bir giriş yapmışlardı. Best’e ve Dennis Law’a yapılanlar İngilizlerin meşhur uğultularının bile yetmediği isyanları doğurmaktaydı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de yedinci dakikada Estudiantes’in duran top sonucunda golü gelmişti. Old Tarfford’da pek de beklendiği gibi rahat bir zaferin alınamayacağının göstergesiydi 11 numaralı Veron’un kafasından gelen bu sayı… Manchester ataklarının dozuna paralel olarak Estudiantes’in sertliği de yükseliyordu. İlk yarı boyunca hakeme veryansın eden Dennis Law, 42. dakikada oyundan alınmıştı. İkinci yarıda umutlar Kidd, Charlton ve Best’e bağlanmıştı.
Fakat sert savunma ile Estudiantes’in skoru korumak adına yaptıkları, Manchester’ın çabalarını boşa çıkarıyordu. Crerand, Sadler ve Charlton’un uzun menzilli şutları da kar etmiyordu. Artık son dakikalar gelip çatmıştı. Oynanan futbol, Best’in canına tak etmişti ki ‘gölgesi’ Medina ile birbirine girmiş ve oyundan atılmıştı. Zaten Medina, Pachame ve Bilardo bu dakikaya kadar nasıl oyunda kalmıştı ki! Best’in atıldığı pozisyonun devamında kullanılan serbest vuruş, Estudiantes’in meşhur ofsayt tuzağının gecikmesi nedeniyle golle sonuçlanmıştı. Morgan’ın durumu eşitleyen golü, United için yeterli olmayacaktı. Yugoslav hakemin, Manchester’ın ikinci golünü geçersiz sayan bitiş düdüğüyle, Dünya Kulüpler şampiyonu Estudiantes olmuştu. Old Trafford’daki 60 bin taraftar ise mağlubiyetten ziyade futbola pek benzemeyen 90 dakikalık mücadeleye takılmıştı. John, karşılaşmanın uzun süre devam eden yankılarını okumakla kalmamış, çitlere bitişik vaziyette bizzat şahidi olmuştu yaşananlara. Belalı trio Medina, Pachame ve Bilardo’nun fotoğrafları, spor sayfalarında yerini almıştı. Hatta bazı gazeteler, Estudiantes’in oynadığı futbolu “Anti Futbol” adıyla aktarıyordu. Bu terimi kullananın da Arjantinliler olduğunu belirtiyordu İngiliz matbuatı.
“Bu Bilardo, o Bilardo’ydu işte!” dedi iç ses. Küçük John Hall’un hayallerini yıkan anti kahraman, şu anda rakibin başındaydı. Kendine geldi ve maçı izlemeye koyuldu. İkinci yarı başlamış, hatta üzerinden birkaç dakika geçmişti bile… Kendi sahasında hazırlık pasları yapan Arjantin, bir anda İngiliz kalesinin önünde bitiverdi. Maradona’nın verkaç denemesi, İngiliz savunmasından tehlikeli bir şekilde sekmiş ve Maradona’yı Shilton’la karşı karşıya bırakmıştı. John ve arkadaşları, boy farkı ve Shilton’a olan güvenlerini birleştirerek derin bir nefes alacaklardı ki, ‘bücür’ Maradona, topa dokunuverdi… Arjantin, 1-0 öne geçmişti geçmesine ama John ve kale arkasındaki seyirciler, golün elle atıldığını açık şekilde görmüşlerdi. Feryat figan isyanlar ve küfürler havada uçuşurken, John yine kendi kendine fısıldadı: “Bilardo için önemli olan kazanmak. Hangi yolla olursa olsun!”













