YAD-I HAFTA

Bir Miçonun Seyir Defteri ve Jules Rimet

· Haziran 2014

-Bir Sezgin Rızaoğlu yazısı-

 2014 Dünya Kupası heyecanı Brezilya’da başlıyor. Biz de kupanın tarihinde bir yolculuğa çıkalım dedik, kendimizi Avrupalı misafirlerini ilk Dünya Kupası’na taşıyan gemide bulduk. İşte bir miçonun gözünden o yolculuk:

– Hoş geldiniz Bay Rimet. Buyurunuz, kamaranız şu tarafta. Size eşlik etmeme izin verin lütfen. Ayrıca, bir isteğiniz olursa beni çağırmanız yeterli.

Yıl 1930… Yer; Villefranche-sur-Mer Limanı, Conte Verde gemisinin güvertesi… O günlerde 17 yaşında bir gencim. Size hikayeyi anlatmadan önce kısaca kendimden bahsedeyim: Adım Diego… Aslen Arjantin’de doğdum. Villa Elisa adında küçük bir kasabada. Babam gençken İtalya’dan Arjantin’e göç etmiş. Hikayeleriyle büyüdüm ve en sonunda ben de 16 yaşımda onun izinden gittim, evden kaçtım. Kendimi önce New York’ta buldum, gemilerde miçoluk yapmaya başladım. Hemen sevdiler beni, ağzım iyi laf yapıyor diye. Biraz da babadan gelen İtalyancam vardı. Sonraları miçoluktan yolcuları karşılama bölümüne alındım. Girişte yolcuları karşılayacaktım artık. Bay Rimet ile de orada tanıştım işte. Sadece Jules Rimet ile mi? Futbolla da o zaman tanıştım.

Gelelim asıl hikayeye… Conte Verde gemisiyle yolculuğa Genoa’dan demir aldık. Zaten geminin ana limanı İtalya Krallığı’nın o şirin şehriydi. Anlatılana göre ilk yolculuğuna da yedi yıl önce oradan çıkmış, Buenos Aires’e gitmişti. Yıllar içinde kimler yolculuk etmemiş ki bu gemiyle: Rus operacı Fyoder Chaliapin, Amerikalı dansçı Joesphine Baker, İtalyan araştırmacı Fosco Maraini ve kızı yazar Dacia Maraini… Şimdi de bir başka yolculuğa çıkacaktı Conte Verde. Bu sefer hedefimiz bir turnuvaydı; Uruguay’ın başkenti Montevideo’da düzenlenecek olan ilk Dünya Kupası…

Öğrendiğime göre -dedim ya ağzım iyi laf yapıyor- aslen futbol 1924’te, Paris’te düzenlenen Olimpiyat turnuvasına dek uluslararası çapta tanınan bir oyun değilmiş. Dünyanın dört bir yanından gelen takımlar da ilk kez burada buluşmuş. Üstelik finalde, Uruguay’ın İsviçre’yi yendiği maçı yaklaşık 50 bin kişi izlemiş… Bay Rimet, daha o zamanlar tüm dünyanın katıldığı bir futbol turnuvası hayal etmiş: “Dünya Kupası”. Tabii bu hayalinde yalnız değilmiş. Uruguaylı diplomat Enrique Buero de bu hayalin en büyük destekçisiymiş. Nihayet 1928’de Hollanda’nın Amsterdam şehrinde bir oylama yapılmış, iki yıl sonra tüm üye ülkelere açık yeni bir turnuva düzenleme kararı alınmış. Toplantıdan bir yıl sonra da, İlk Dünya Kupası’na ev sahipliği yapması için, son iki olimpiyatın şampiyonu Uruguay seçilmiş.

Aslında turnuvaya ev sahipliğine İtalya, Macaristan, Hollanda, İspanya, İsveç de başvurmuş ama katılımcı ülkelerin masraflarını karşılayacağını taahhüt ettiği için Uruguay seçilmiş. Üstelik Avrupalılara çok uzak olmasına rağmen… Güney Amerika ülkesi o yıl anayasasının kabulünün 100. yıl dönümünü kutlayacakmış. Turnuva, bir nevi diplomat Buerto’nun ülkesine hediyesi olmuş. Ama turnuvaya Avrupa’dan az katılım olacakmış. Yol uzak diye… Sadece Romanya, Fransa, Belçika ve Yugoslavya katılma kararı almış. Bir de Uruguay futbolda çok iyimiş. Daha önce de bahsettiğim gibi son iki olimpiyatın şampiyonu. Doğal olarak da ilk Dünya Kupası’nın da favorisi…

Montevideo’ya giden gemiye ilk önce Genova’dan Romanyalılar bindi. Ellerinde meşin toplarla… Ardından Fransa’nın Villefranche-sur-Mer limanına uğradık ve Fransız futbolcularla birlikte Bay Rimet’i aldık. Bir sonraki rotamız Barselona’ydı. Oradan Belçikalı futbolcuları alacaktık. Yugoslavlar ise son anda katılma kararı verdikleri için ayrı bir gemiyle gelecekmiş.

Barselona’ya gidene kadar Fransızlar’la hemen kaynaştım zaten. Onlara sürekli Bay Rimet’yle ilgili sorular soruyordum. Onlar da beni kırmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. İçimdeki merakı sevmişlerdi. En çok da Lucien Laurent isimli futbolcuyla sohbet ediyordum. Meğerse o kişi turnuvanın ilk golünü atan kişi olacakmış. Şans işte…

1873’te doğmuş Bay Rimet, meşin yuvarlağın peşinden uzun süre de koşmuş. Hukuk okuduktan sonra 24 yaşında arkadaşlarıyla birlikte Red Star Paris adında bir takım kurmuş Fransız futbol adamı. Ardından 1919’da da Fransız Futbol Federasyonu’nun başkanlığına getirilmiş. Futbola o kadar çok ilgisi varmış ki; sürekli bir şeyler yapmak istiyormuş. Bu tutkusu onu 1 Mart 1921’de dünya futbolunun patronluğuna taşımış.  Dünya futbolunu yöneten FIFA’nın tepesinde tam 33 yıl kalacak bir göreve…

Üç hafta sürdü yolculuğumuz… Zar zor da olsa Atlantik’i aştık… En eğlenceli tarafı güvertedeki antrenmanlardı. Yer yer Fransızlar, Romanyalılar ve Belçikalılar birbirlerine hünerlerini sergiliyordu. Her seferinde, üst kattan onları keyifle izleyen biri vardı: Bay Rimet. Hayaline bir adım daha yaklaşmanın verdiği mutlulukla… Ara sıra beni de aldılar aralarına… Bu yüzden çok da fırça yedim amirimden.

Nihayet Güney Amerika’ya geldik. Yok yok… Montevideo değil durağımız. Rio’ya uğrayıp Brezilya takımını aldık. Jules Rimes onları güvertede karşıladı. Tek tek herkesin elini sıktı. Artık Montevideo’ya gidebilirdik.

Son durağa vardığımızda, artık veda vakti gelmişti. Romanyalılara, Fransızlara, Belçikalılara, Brezilyalılara ve Bay Rimet’e veda vakti. O karaya ayak basarken, hayaline bir adım daha yaklaşıyordu. Ve nihayet 13 Temmuz 1930’da Dünya Kupası başlıyordu. Organizasyonun ilk golünü Bay Rimet’nin vatandaşı, benim de sohbet arkadaşım olan Lucien attı. Kupayı ise, o dönemin en iyi takımlarından biri olan ev sahibi Uruguay kazanıyordu. Bay Rimet kupayı kaptan Nasazzi’ye verirken ne düşünüyordu acaba? Hayali tüm gerçekliğiyle karşısında duruyordu çünkü.

İlk Dünya Kupası düzenlenmişti düzenlenmesine ama şimdi Bay Rimet’in işi daha zordu: “Kupayı devam ettirmek”. Evet, o gün onunla Montevideo limanında ayrılmıştık ama ben onu takip etmeye devam edecektim. Sık sık gazete satırlarında onun ismini arayacak, gemide yolculara onu soracaktım. Yer yer de bulacaktım aradığımı…

O, futbol için çalışmaya devam edecek. Önce İtalya’da, sonra memleketi Fransa’da düzenlenecekti Dünya Kupası, her seferinde de Bay Rimet, kupaya katılımı artırmak için çok uğraşacaktı. Çünkü; adı üstünde o tüm dünyanın kupasıydı…

II. Dünya Savaşı sonrasında yani 1946’da, o güne kadar zafer tanrıçası Nike adıyla anılan kupanın adı artık Jules Rimet Kupası olacaktı. 73 yaşındayken Dünya Kupası’na onun ismi verilecekti. Gazeteler öyle yazıyordu.

Yaşlanmıştı Bay Rimet, artık sıra koltuğuna veda etmeye gelmişti. Son kez İsviçre’de düzenlenen 1954 Dünya Kupası’nda yer alıyordu Fransız futbol adamı. Bern’de Almanya’nın kaptanı Fritz Walter’e kupayı takdim ediyordu.İki yıl sonra yani 1956’da da gazetelerde Dünya futbolunun babasını kaybettiğini duyuruyordu. Eminim o gün, benimle birlikte binlerce futbolseverin gözyaşı aynı anda düşmüştü gazete sayfalarına…

– Beyefendi özür dilerim, kemerinizi bağlayabilir misiniz? İnişe geçiyoruz da. Teşekkürler.

Ben mi? O gemi yolculuğundan birkaç yıl sonra yer göstericiliğinden terfi ettim. Önce geminin misafirlerden sorumlu amiri oldum, ardından da… Ağzımın iyi laf yaptığını söylemiş miydim? Bir yolculukta Maria ile tanıştım. Evlendik… Bugünlerde eşimle birlikte Fransa’da şarap işi yapıyorum. Şimdi de onu ve çocuklarımı doğduğum yere, yani Villa Elisa’ya götürüyorum. Gitmişken, 1978 Dünya Kupası’na da bir göz atarım artık. Sahi şu çaprazımda oturan yeni FIFA Başkanı Dr. Joao Havelange değil mi? İleride futbolu para babalarına teslim edecek olan kişi. Onunla ilgili de anlatacak bir hikayem var ama artık başka zaman. İzninizle…

PaylaşShare on Facebook0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePin on Pinterest0Share on Tumblr0Print this page

Eski Sayılardan