– Bir Batu ANADOLU yazısı –
29 Mayıs 1997’nin sıcak bir Mississippi öğleninde, ünlü müzisyen Jeff Buckley nehirde yüzmeye karar vermişti. Buckley’nin bir daha görünmemek üzere kaybolduğu o anlarda Madrid’in sıcağıysa, bir futbol yıldızının vedasına eşlik ediyordu. Güneşin kendini akşamın serinliğine bıraktığı o anlarda Meksika’nın en önemli futbolcusu Hugo Sanchez, son kez bembeyaz Real formasıyla seyircisinin karşısına çıktı. Bernabeu Stadı’nın tıklım tıklım olduğu o gün, İspanyol taraftarlar kendisine teşekkür ederken; o, cevabını imzası olan rövaşata golüyle verecekti.
Bundan bir yıl sonra Azteka Stadı, sıradan bir Dünya Kupası eleme maçında kıvırcık saçlı ve antrenman formalı bir adamın orta sahaya gelerek santrayı yapışını izledi. Her şey bu kadar çabuk ve net olmuştu. O adamı tanımasalar sıradan bir futbolcuya veda ettiklerini düşüneceklerdi. Ama o adam bir yıl önce, Madrid’de seksen bin kişinin önünde bir resital sunan kırklık Hugo Sanchez’di. İki görüntü arasındaki fark, Sanchez’in kulüp ve milli takımdaki yeri kadar derin bir uçurumu simgeliyordu. Sanki tek bir insanın iki farklı kişiliği olması gibi: Doktor Sanchez ve Bay Hugol.
Hugo Sanchez hayata gözlerini açtığında karşısında futbolcu bir baba ve ağabey ile voleybolcu bir anne bulmuştu. Kendisinden sonra doğan kız kardeşi de cimnastikçi olacaktı. Bu kadar sporla ilgili olan bir ailenin içinde yer almasına karşın futbolla tanışması tesadüfe dayanıyordu. Abisiyle gittiği bir antrenman sırasında gösterdiği performans kendisini bile şaşırtacak düzeydeydi. Öyle ki on sekiz yaşına bastığında Olimpiyatlar’da forma giyen bir dişçi adayı olmuştu.
Bir forvet olmasına karşın 1.75’lik boyu genelde insanların ondan şüphe duymasına neden olsa da Meksika’da attığı 99 gol, bu düşünceyi komik hale getirdi. Çünkü boyuna rağmen inanılmaz bir akrobasi yeteneği vardı. Bu konudaki gelişiminden dolayı kız kardeşine minnettarlık duyuyordu. Yarı profesyonel bir futbolculuk geçmişi olan babasının rövaşata vuruşlara olan yeteneğini de bu sayede göstermeye başladı. “Bu vuruşla attığım her golde babamın gülümsediğini görebiliyorum” sözleriyle de ailesine olan düşkünlüğünü gizlemiyordu.
Milli takımda üç yılda attığı on üç gol, kendisini Madrid’e götüren bir uçak işlevi gördü. Atletico Madrid’de rakip kaleye hiç yabancılık çekmezken son senesinde ilk gol krallığını yaşadı. Ama aynı başarıları milli takımda gösterememişti. Gerçek şu ki Meksika futbolu da hiç iyi bir dönemden geçemiyordu. 1978 Dünya Kupası’nda sıfır çeken takım, İspanya’daki Dünya Kupası’na gidemiyordu bile. Gözler İspanya’da oynayan Hugo Sanchez’in üzerine dönmüştü. Sanchez ise bir takımın önemli bir parçası olmaktan ,ana parça olmaya geçiş yolunda sancılı bir süreç yaşıyordu.
Sanchez’in kırmızı beyaz formasından beyaz formasına geçişi de bu süreçte iki farklı oyuncu yarattı. Real Madrid’de “Akbaba” lakaplı Emilio Butragueno’nun liderliğindeki “Akbaba Beşlisi”nin önünde yer alan bir oyuncu haline geldi. Onların da etkisiyle İspanya Ligi’nde dört kez üst üste gol krallığı yaşayan ilk oyuncu oldu. Gol krallarına verilen Pichichi ödülünü beş kez kazanarak Pentapichichi lakabını elde etti. Bir diğer lakabı olan Hugol’un hakkını çoktan vermişti. Real Madrid, La Liga’yı beş sene üst üste kazanırken, dişçilik konusunda hünerlerini sergileyip kanal tedavisi yaptığı en büyük rakibi olan Barcelona kalecisi Andoni Zubizaretta için “tedaviden çok sahada acı çekti” diyordu.
Aynı dönemdeyse Meksika’da başka bir Hugo Sanchez vardı. Sanchez bu sefer sahada acı veren bir gol doktoru değil, orada ne yaptığını bilmeyen bir dişçi gibiydi. Kendi evinde düzenlenen Dünya Kupası’nda ülkesinin en büyük umuduydu. Yedi ay önce bir deprem felaketi yaşamış olan Meksika, acı çığlıkların yerini Sanchez çığlıklarıyla doldurmak istiyordu. İlk maçında Belçika’ya attığı kafa golü herkesi umutlandırsa da Paraguay maçında direğe nişanladığı penaltı sonun başlangıcı oldu. Taraftar onu hala çok seviyordu ama çeyrek finalde elenen Meksika, yedi yıl boyunca Sanchez’in ayağından tek bir gol bile bulamayacaktı. 1994 Dünya Kupası’ndan önce son kez milli takıma çağrılan Hugol, federasyon tarafından disiplinsiz ve küstah ilan edilmişti. Sanchez ise siyah ve beyaz kadar birbirinden farklı performanslarını takım olgusuna bağlıyordu. Madrid’in sürekli hücumu düşünen agresif futbolunu, milli takımın yapısına yeğ tutacaktı. Yıllar sonra o dönemki milli takımı eleştirircesine “direkt ve patlayıcı hücum futbolu”nu ön planda tutarak Milli Takım’ın başına geçti. İyi bir başlangıca karşın alınan bir kaç kötü sonuç, onun da sonunu hazırladı. Meksika Futbol Federasyonu ile yaşadığı otuz yıllık sorun da çözülmeden bir köşede kaldı.
1998’deki sessiz vedasına rağmen Hugo Sanchez ülkesinde bir efsaneye dönüşmüştü. Yugoslavya’da askerlerin elinden onun adını söyleyerek kurtulan gazetecilerden pasaport kontrolünden onun adıyla geçen insanlara kadar ülkesinde bir fenomen oldu. FIFA tarafından Kuzey Amerika futbolunun gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu seçilirken Meksika halkı tek bir şeyin farkındaydı: Onlar için ne Doktor Sanchez ne de Bay Hugol vardı. Sadece Hugo Sanchez isminin taşıdığı umudu sevmişlerdi.














No Comments